Aşk mı mantık mı ?


Ali bir süpermarkette reyon görevlisiydi. Akşam saat 19:00 oldu mu içini bir heyecan kaplardı. Çünkü saat 19:00’dan sonra Zeynep gelirdi alışveriş için. Zeynep sokağın başındaki Noterde çalışan alımlı bir genç kızdı. İş çıkışı süpermarkete gelir, çikolata, bisküvi veya salça gibi ufak tefek şeyler alırdı. Markete neredeyse her gün uğradığı içi Ali ile tanışıklıkları vardı. Markette bir şey arasa Ali’ye sorardı. Onu kendine yakın görürdü.

Ali’nin duyguları ise basit bir yakınlık ile açıklanamayacak kadar kuvvetliydi. Ali aşıktı Zeynep’e. Yaş olarak yakındılar ama Zeynep Ali’nin dengi sayılmazdı. Bir kere alımlı biriydi Zeynep, akıllı, sempatik ve sevecen. Ayrıca yüksekokul mezunu. Noterdeki maaşı ise Ali’nin aldığı asgari ücrete göre epey yüksekti.

Ali ise vasat görünümlü pek de zeki olmayan sıradan bir reyon görevlisiydi. Zeynep’in onda bulacağı hiçbir şey yoktu. Ali’deki ümidin tek sebebi Zeynep’in cana yakın davranışlarıydı. Ali’ni arkadaşı Kasım Zeynep’in tavırlarını pek şık bulmazdı.

Mollaydı lakabı Kasım’ın, namaza düşkünlüğü ve olaylara dini çerçeveden bakması nedeniyle arkadaşları ona bu lakabı takmıştı. Zeynep’ten hoşlanmamasının sebebi de buydu. Kasım Bayanların yabancı erkeklere yumuşak dille hitap etmesini, sempatik davranmasını uygun bulmuyordu. Kadınlar çarşı-pazarda ciddi olmalı, yabancılarla laubali olmamalıydı.

Aslında market görevlileri, müşterilerle pek ilgilenmezlerdi. Fakat Zeynep farklıydı. Ali Zeynep’e tutulmuştu. Kasım ise Ali’ye boş bir sevdaya kapıldığını anlatmak istiyordu. Aslında Ali de farkındaydı durumun ama aşk işte, engel tanır mı?

Ali bir süre sonra Zeynep’e açılmaya karar verdi. Cesaretini topladı ve sordu:

-Bu Pazar izin günüm. İstersen birlikte takılabiliriz.

-İşim var Pazar günü.

Bu diyalogdan sonra ikisi de öylece kalakaldılar. Gözleri bir anlığına birbirine kenetlendi sonra Ali başını eğdi mahcup bir şekilde. Zeynep de reyonun yanından yürüdü gitti.

Ali kendine kızmaya başladı. Ne diye dan diye çıkma teklifi etmişti ki ? Ham meyveyi koparmıştı. Kızın nezaketen “işim var” dediğini anladı. Başkası olsa rezalet çıkarır, hatta işten attırmaya bile çalışırdı. Bir market görevlisinin müşteriye asılmasının bedeli işten atılmaktı. Belki de bir daha fırsat eline geçmeyecekti. Keşke biraz daha samimiyeti ilerletip öyle sorsaydı. Hatta market köşesinde değil dışarılarda bir yerde bu teklifi yapmalıydı.

Zeynep ise bu teklife şaşırsa da hoşlanmıştı. Aslında Ali’nin hoş birisi olduğunu düşünüyordu. Ama sevgili olarak düşünemiyordu bile. Aniden çıkma teklifi yapılınca şaşırmıştı. Kabul etmesi aptalca olurdu. Ali’nin onurunu kırmak da istemezdi.

Zaman geçiyor, Ali ikinci bir fırsat kolluyordu. Zeynep ise Ali’nin gururunu kırdığı için üzgündü. Bu sefer teklif Zeynep’ten geldi:

-Bu Pazar müsaitim. Ama yemekler senden!

Ali o kadar mutluydu ki duygularını ifade eden sözcükler henüz literatüre girmemişti. Pazar gününü iple çekti. O gün yaşadıklarını asla unutmayacaktı.

Zeynep’in amacı sadece Ali’nin kırılan gururunu tamir etmekti. O gün aralarında daha başka bir şey olamayacağını vurgulayacaktı ama olmadı. Zeynep’in gönlü de Ali’ye kaymıştı.

Birkaç buluşma sonra Ali evlilik konusunu düşünmeye başladı. Bunu Zeynep’e açtığında  Zeynep “Olmaz, çok erken” dedi. Ama Ali bu cevabı kabul etmeyecekti:

-Önümüzdeki Perşembe seni istemeye geleceğiz!

Zeynep bu emrivakiden hoşlanmadı ama reddedemedi de! Zeynep konuyu annesine açtığında annesi temkinli davrandı, bozulduğunu belli etmedi. Aslında annesi kızı için bir tanıdığının mühendis oğlunu düşünüyordu. Ama bunu kızına direk söylese kızı inat edebilirdi. Sinsi bir plan hazırlamalıydı.

-Peki baban reddederse delikanlıyı ?

-Ya aslında aramızda pek de ciddi bir şeyler yok. Birden seni istemeye geleceğiz dedi, ben de bir şey diyemedim.

-Şimdi Perşembe günü seni isteseler, biz de olmaz desek ne olur ?

-Kalbi kırılır zavallının!

-O zaman yersiz teklifler yapmamak gerektiğini öğrenir.

-Olmaz mı diyeceksiniz ?

-Senin kararın kızım, basit ve ucuz biriysen, seni ilk isteyene koş. Sen bilirsin.

Annesindeki sitemi anlamıştı Zeynep. Ona hak vermemek mümkün değildi. Ali çok acele ediyordu bu konuda.

-Ben sonra başka bir zaman istemeye gelin diyeyim o zaman.

-Mantıklısı da bu zaten. Market görevlisinin emrivakisiyle kimseye kız vermeyiz. Biraz zaman geçsin, birbirinizi tanıyın.

Zeynep Ali’ye başka bir zaman istemeye gelmelerini söyleyince Ali bozuldu. “Hani gelin demiştin” dedi.

Zeynep:

-O zaman gelin ama müspet cevap alamayabilirsin.

-Ne yani aramızda geçenler yalan mıydı?

-O kadar aceleye getirilmemeli bu işler.

-Ben Perşembe günü geleceğim, reddedebilirsen beni reddet!

Ali ham meyveyi yeniden koparmak üzere olduğunun farkında değildi.

Zeynep Ali’nin cevabını annesine iletince annesi:

-Delikanlıyı tanımıyorum ama evlenmeden önce bile bu kadar dediğim dedikse onunla bir ömür geçmez.

-Aslında öyle biri değildir o.

-Acımayı bırak kızım. Bir market görevlisi ne hakla benim kızıma dayatma yapabiliyor ?

-Şöyle yapalım anneciğim, Ali’ler gelsinler, siz de zamana bırakalım falan deyin. Reddetmeyelim ama kabul de etmeyelim. Ona karşı duygularım var incitmek istemem.

-Senin sözün her şeyin üstündedir kızım. Madem öyle istiyorsun, senin dediğin gibi olsun.

Annesi kızını reddetmenin işi inada götüreceğini biliyordu.  Bir zamanlar o da gençti ve aşkın engellerden acılardan beslendiğini bilirdi. Kızına engel olsa delikanlıya tutulabilirdi. Ama boş durmayacak bu ilişkiyi sabote edecekti. Kızının saflığından ve iyi kalpliliğinden istifade edip onu elde etmek isteyen sefil market görevlisine avucunu yalatacaktı.

Zeynep’in annesi kızı için düşündüğü mühendis gencin annesi ile bu konuyu konuştu:

-Bizim kız kafayı bir market görevlisine takmış. Halbuki sizin oğlan o sefilden kat kat üstün.

-Aslında bizimki de tanısa beğenir sizin kızı.

-O zaman Çarşamba günü bize gelin, çocuklar tanışmış olur.

Çarşamba günü beklenen ziyaret gerçekleşti. Mühendis gencin adı Tuncay’dı ve Zeynep’i beğenmişti. Tuncay’ın babası oğlunun kıza ilgisini fark etmişti. Ertesi gün Zeynep’e görücü geleceğini biliyordu. Oğlu ile Zeynep’in anlaşıp anlaşmayacağı belli olmazdı ama ihtiyaten ertesi günkü kız isteme merasimini baltalamak gerekiyordu. İnsiyatif alarak söze girdi:

-Gençlerin evlilik çağı gelmişler. Birbirlerine de uygunlar. Siz de müsaade ederseniz birbiriyle görüşsünler istiyoruz.

Zeynep’in annesi böyle bir çıkışı bekler gibi hamle yaptı:

-Görüşsünler tabi. Gerçi şimdikiler bize sormazlar ama.

Tuncay basit bir aile ziyaretinin yarı kız isteme törenine dönüşeceğini bilmiyordu. Ama kızı beğenmişti. Sesini çıkarmadı.

Zeynep bu oldu bitti karşısında şaşkındı. Bunda annesinin bir parmağı olmalıydı:

-Anne bu ne demek oluyor.

-Safiye hanımla konuşmuştuk senin isteme işini o da demek ki seni oğlu için düşünüyormuş.

-Peki sen niye atladın hemen. Görüşsünler falan dedin. Yarın ki olayı bilmiyor musun?

-Kızım bu evlilik değil ki sadece görüşsünler dedim. Zaten birileriyle görüşürken bana mı soruyorsun. Bir sürü arkadaşın var benim bilmediğim.

-Bana yarınki işi sabote etmek gibi geldi bu.

-İstemezsen görüşmezsin kızım. Sevgilini çok seviyorsan yarını bekleme şimdi kalk git, gir koynuna aşığının. Ben ne karışacağım. Senin üzerinde ne hakkım olabilir ki?

Zeynep annesini anlamaya çalıştı. Belki de kadın haklıydı. Zeynep’in babası ise ortada ne döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Ona durumu anlatmak Zeynep’in annesine düştü:

-Bizim kıza bir market görevlisi musallat olmuş. Kız da hayır diyememiş, geçen sana anlattım biliyorsun. Safiye hanım durumu öğrenince devreye girmek istedi. Onun oğlu mühendis. Sen de tanırsın Tuncay’ı. İşi de iyi, yakışıklı boylu poslu bir delikanlı.  Market görevlisine bin basar. Bizim kızı incitmeden şu kız isteme işini bertaraf etmemiz lazım. Kız sağlıklı düşünemiyor.

-Yarın direk hayır diyelim o zaman marketçiye.

-Hayır diyeceğiz ama bu dan diye yapmamak lazım. Kızımızın başka talipleri var deriz. İşi zamana bırakalım, acele etmeyelim deriz. Hayır dersek ters teper. Oğlan bizim kızı avucunun içine almış.

Perşembe günü Ali Zeynep’in ona hayır diyemeyeceğinden emindi. Belki evet de diyemeyecekti ama sükut ikrardan gelirdi.

Ali’nin babası usulüne göre Zeynep’i istedi. Zeynep’in babası sabahtan beri üzerinde çalıştığı sözcükleri ağzından çıkardı:

-Kızımızı dün de isteyen oldu. Çocuklar görüşsünler bakalım. Kızımız kimi seçerse biz de onu seçeriz.

Ali “dünkü isteyen” lafını uyunca şok oldu.  Bu nasıl olmuştu? Ama yine de Zeynep’in kendisini seçeceğini düşündüğü için umutsuzluğa kapılmadı.

Ertesi gün diğer taliplisini sordu Zeynep’e. O da bildiklerini anlattı. Ali emin olmak istiyordu:

-Sen öbürünü seçersin değil mi?

-Aslında şimdilik bir seçim yapmak istemiyorum.

-Nasıl yani. Zeynep sen ne dediğinin farkında mısın?

-Ne diyeyim söyle. Onu da söyle!

Son sözleri sitem doluydu Zeynep’in. Ali’den hoşlanıyordu ama onu kölesi değildi. Biraz zaman tanımasını istemişti, çok şey mi istemişti?

Kafasını toplamak için uzun süre Ali’nin çalıştığı markete uğramadı. Biraz rahat bırakılmak istiyordu. Ali ise bunu olumsuza yormakta gecikmedi. Zeynep market uğramadığına göre seçimini yapmıştı.

-Ah şu para, zenginlik yok mu? İşte dünyayı bunlar idare ediyor. Ben mühendisle rekabet edemem ki ben ?

Bunları yakın arkadaşı Kasım’a anlatıyordu.

-Yavaş yavaş aşk denilen şeyi tanımaya başladın. Aşk acı çekmektir, sevdiğine kavuşamamaktır, dedi Kasım.

-Döneklik bu! Nasıl yapar bunu bana!

-Ben boşuna mı diyorum kadınlar yabancı erkeklere karşı tavırlarına, konuşmalarına dikkat etmeli diye. Kız sana ümit verdi, sonra başkasına gitti. Acıyı sen çekeceksin, kızı öbürü alacak.

-Ben yabancı mıyım Allah aşkına? Ne zamandır sohbet ediyoruz, hatta kaç kere buluştuk kızla.

-İşte sorun da bu zaten. Evli değilseniz teknik olarak yabancısınız. Evlenmeden kur yaparsanız böyle acı çekersiniz.

-Ya ben acı çekiyorum, sen oh oldu gibilerinden konuşuyorsun. Sevmeyecek miyiz bu dünyada?

-Senin olanı sev. Niye namahremi seviyorsun?

-Aşk bu, seçim şansın var mı?

-Ama flört etmesen bu kadar acı çekmezdin.

-Nasıl tavlayacağı kızı peki?

-Mühendis tavladı mı ki kızı sanki görücü usulüyle aldı götürdü kızı.

-Kasım yarama tuz basmaktan başka bir işe yaramıyorsun!

-O zaman seni acılarınla baş başa bırakayım.

Ali acı çekiyor, ve bu acı günden güne artıyordu. Kaç kere Zeynep’in kapısına dayanmayı denedi ama vazgeçti. Sonunda işten on dakikalığına izin alıp Zeynep’in çalıştığı Notere gitti.

Zeynep’in yanında Tuncay’ı gördü. Koyu bir muhabbet halindeydiler. Bu mağlubiyetin manzarasıydı. Geri döndü. Tek seçeneği aşkını kalbine gömmekti.

Tuncay Zeynep ile tanıştıktan sonra ondan hoşlandı.  Onu bazen Noterde ziyaret ediyor bazen de akşam yemeğine götürüyordu. Zeynep’in aklı ise karışmıştı. Ali’den hoşlanıyordu ama Tuncay ile birlikteydi. Ali ile vakit geçirmeyi, o marketten alış veriş yapmayı özlemişti. Ama Ali’nin bir ders alması gerekiyordu. Emrivaki yapmaması gerektiğini öğrenmeliydi. Beyni ise Tuncay’ın evlilik için iyi bir tercih olduğunu söylüyordu. Üstelik Tuncay Zeynep’in peşini bırakmıyordu.

Zaman geçtikçe gözden ırak olan Ali gönlünden de ıraklaştı Zeynep’in. Kararını mantıktan yana verdi ve Tuncay ile evlendi. Ali ise yavaş yavaş Kasım’a hak veriyordu keşke kadınlar yabancı erkeklere sempatik davranmasalardı…

Bu yazı 314 kere okundu.
Etiketler:
Aşk Hikayeleri
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

................................................ boyama oyunu ankara evden eve nakliyat