Aşka doğru çeyrek adım


Kahvesini hırsla yudumladı. Bu proje belki de onun için dönüm noktası olabilirdi. İş hayatındaki 10. senesinde artık somut bir şeyler olmalıydı. Fikri, kendini kariyer yapmaya adamıştı. Ne aşk, ne spor ne de siyaset, o sadece işinde başarılı olmaya odaklıydı. Dünyasında romantizme yer yoktu. Arkadaşları ona ruhsuz Fikri derlerdi. Fikri duygusal biri olmadığı gibi aşk acısı çekenlerle de alay ederdi.

Biraz mola vermeliydi. Kafasını kaldırıp ofistekileri incelemeye koyuldu. Arkadaşları karınca gibi çalışıyordu. Kahve makinesine doğru gelen bir bayan dikkatini çekti. Bu kişiyi tanıyor muydu acaba?

Kadını iyice süzdü. Bu bakımlı, esmer, uzun boylu bir kadındı. Etrafla fazla ilgisi olmadığına göre işe yeni başlamıştı. Kahvesini aldıktan sonra oyalanmadan biraz ötedeki masaya oturdu. Kadın Fikri’nin oldukça dikkatini çekmişti. Belki güzelliği, belki de uzun boylu olması onu farklı kılıyordu. Sonraki günler Fikri kadını ofiste, yemek yerken, koridorda, hasılı nerede karşılaşırsa derinden süzüyordu.

Fikri’nin aslında böyle saplantılı huyları yoktu. Kadınlarla çok da ilgili biri değildi. Ama bu seferki farklıydı. Kadına gittikçe kapıldığını hissetti. Ancak bir hafta sonra kısa cümlelerle kadın ile konuşabildi.  Demek kadının adı Ela’ydı. Yoksa yeni tanıdığı bu kadına aşık mı oluyordu?

Fikri bu düşünceyi hemen yalanladı. Ona göre aşk diye bir şey yoktu. İnsanlar birbirinden hoşlanır bir müddet sonra bıkarlardı. O aşk evliliğinden ziyade mantık evliliği yapmayı düşünüyordu. Bir kadına kapılıp gitmek hataydı.

Ama bu sefer dizginler Fikri’nin elinde değildi. Bir gün kendini kadının ağzının içine girecek kadar yakın ve öğle yemeğine davet eder buldu. Buna kendisi de şaştı. Fikri hiç de çapkın biri değildi. Kadın da teklifi kabul etmişti. Fikri buna şaşırmıştı. Kadın hafifmeşrep biri miydi, yoksa yeni işyerinde kimseyi kırmama politikası mı izliyordu? Yoksa neden yeni tanıştığı birinin yemek teklifini kabul etsin ki? Yoksa onun da mı Fikri’ye karşı duyguları vardı? “Yok artık” dedi Fikri. Bunu düşünmek için aptal bir duygusal olmak lazımdı. Besbelli ki kimseyi kırmak istemiyordu kadıncağız.

Kadıncağız mı? Şimdi ne diye kadına acımaya başlamıştı ki? Halbuki özel sektörün acımasız kuralları o kadın için de geçerli olmalıydı. Kadın çömezse çömezliğini bilecekti.

Yemek sonrası Fikri’nin ayaklarını yere bağlamak mümkün değildi. Kadının sıcakkanlı tavırları onun aklını başından almıştı. Yoksa aşık mıydı?

“Aman be aşıksam aşık olayım, aşık olacaksam bu kadına olayım” diyordu. O ana kadar ki mantıksal hayat felsefesi uçup gitmiş, yerine romantik aşık Fikri gelmişti.

Sonraki günler Fikri için hasret günleri oldu. Ela’yı göremediği anlar hasretinden içi kavruluyordu. İş yerinde yardımcı olmak bahanesiyle Ela’nın yanına gidiyor, konu hemen bitmesin diye dua ediyordu. Ela ile konuşurken bile ona özlem duyuyor, yanından ayrılınca kavrulan ciğerinin kokusundan boğazı düğümleniyordu. Fikri için hayat Ela demekti. Başka hiçbir şeyi umursamıyordu. Acaba ikinci bir randevuyu koparabilir miydi? Öğle yemeğinde mi buluşsalardı yoksa akşam yemeğinde mi? Belki de evine çağırmalıydı?

“Yok artık Fikri” dedi kendine. Üstelik Ela kendisine karşı bir şeyler hissetmiyor olabilirdi. Böyle bir durumda açılırsa sadece Ela’ya değil tüm işyeri personeline rezil olabilirdi. Biraz ağırdan almalıydı. Ama kalbi beynini dinlemeyi çoktan bırakmıştı. Randevuyu koparabilirse kesin bir şeyler çıtlatacaktı.

Randevu teklif etmek için Ela’nın yanına giderken yüzü kızmış kömür sobası gibi oldu. Hararetinden terlemeye başladı. Halbuki daha iki adım atmıştı. “Bu böyle olmayacak” dedi yolunu değiştirip tuvalete saptı. Soğuk sular onun ateşini dindirmiyordu. Anlaşılan bugün Ela ile konuşamayacaktı.

Ertesi gün şansını tekrar denedi. Kızara bozara sanki normal bir şeymiş gibi akşam yemeğine çıkmayı teklif etti. Sanki Ela’ya karşı bir şey hissetmiyormuş gibi yaptı. Zaten iki haftada kim kime tutulurdu ki? Fikri de hızlı çapkınlardan olmadığına göre çevresindekiler bu durumdan fazla bir anlam çıkarmazdı. Yoksa çıkarırlar mıydı? Kimi kandırıyordu ki ? Fikri’nin yeni tanıştığı bir kadını akşam yemeğine götürmesi nasıl görmezden gelinecekti?

“Aman, olsun be. Ne derlerse desinler. Şimdi milleti düşünemem” dedi. Buluşma saati yaklaştıkça Fikri’deki heyecan doruk noktaya doğru hızla tırmanıyordu.

”Asılmaya gitsem bu kadar heyecanlanmam” diyordu. Halbuki ilk buluşmada bile bu kadar heyecanlanmamıştı. Neden heyecanlandığını biliyordu aslında. İlk buluşma öylesineydi. Şimdi ise ilanı aşk edecekti.

Buluşma saati yaklaştıkça sorular kuyruk olup Fikri’nin kafatasının içinde tren yapıyorlardı. Ela’yı evinden mi alacaktı yoksa restoranda mı buluşacaklardı? Ela’nın telefonu Fikri’de var mıydı? Hesabı Ela ödemek istese ne yapmalıydı? Yemekte ne sipariş vereceklerdi? Alkol de içecekler miydi? Bu soru çok önemliydi çünkü Fikri alkol kullanmazdı. Tek başına bir kadının şarap içmesi de yakışık almazdı. Fikri Ela’yı bozmamak için alkole mi başlayacaktı? Yoksa “alkol kullanmıyorum” deyip tavrını net olarak ifade mi edecekti ? Yoksa edemeyecek miydi?

Sorular tekrarlandıkça Fikri’yi afakanlar basmaya başlamıştı. En iyisi işi akışına bırakmaktı. Yoksa sükunetini koruyamayacak her şeyi berbat edecekti.

Restorana vardığında Ela’nın kendisinden daha önce gelip masaya oturduğunu gördü. Saatine baktı. Eyvah 15 dakika geç kalmıştı. Bu kadar önemli bir randevuya geç kalmayı nasıl başarabilmişti? Uygun takım elbiseyi bulup giymesi oldukça zaman almıştı. Hatta uzun süre giyememişti. Heyecandan bir türlü aynı takımın pantolonu ile ceketini birlikte giymeyi başaramamıştı.

Kendini teselli etmeye çalışıyordu. ”Geç kalmam belki de iyi oldu. Kendimi ağırdan satmış olurum. Çok da kadının içine düşmemem gerek” gibi düşüncelerle kendini rahatlatmaya çalışsa da aslında büyük öküzlük yaptığını unutamıyordu.

Masaya otururken bir yandan da tokalaşmaya çalışırken neredeyse düşecekti. Sakarlıkları masada da devam etmiş, su içmek için hızla eli bardağa gidince bardak devrilmişti. Derin bir nefes alarak ortamı rahatlatıcı cümleler kurmak istedi. Ela ise gözlerini Fikri’nin gözlerinden ayırmıyordu. Fikri Ela ile göz gözeyken ağzını açıp tek kelime edemiyordu. Gözlerini Ela’dan kaçırmak ise iyi algılanmayacaktı.

Sonunda Ela konuya girerek Fikri’yi rahatlattı. Trafiği sordu, ilgisiz konulardan bahsetti. Fikri biraz olsun kendine gelmişti. Ama daha önce Ela’ya  söylemek istediği sözler, konuşmak istediği konular kafasından çıkıp gitmişti. İlk kez Cuma Namazı kıldıran İmam Hatipli gibi kafası aniden boşalmıştı.

Kelimeleri yuvarlayarak birkaç saçma cümle kurdu. Fazla konuşmak istemedi, anlaşılan konuştukça saçmalayacaktı. Duraksayınca devreye Ela girdi. Ela Fikri’nin aksine kendinden emin, ne yapacağını bilir haldeydi. Kısık ve sakin bir ses tonuyla konuşuyordu.

-Bu yemek birileri için çok eğlenceli olabilirdi ama sana bunu yapamam.

Fikri ne olduğunu anlamaya çalışıyor, Ela’nın gözlerinin içine meraklı gözlerle bakıyordu. Ela konuşmasını sürdürdü:

-İlk buluşmada bana karşı fazla ilgili olduğunu ofisteki arkadaşlara çıtlatmış bulundum. Onlar da sonraki buluşmada sana şaka yapmamı istediler. Fakat o kadar çaresiz durumdasın ki sana bunu yapamam. Çaktırmadan sol arka tarafa bakarsan orada bizimkilerden birkaç kişiyi görürsün. Planımıza göre ben seninle buluşup senin tavırlarını daha sonra onlara anlatarak gülüşecektik. Fakat sen iyiden iyiye benimle ilgilisin. Bunu sana yapmamalıyım. Zaten ben evliyim. Şimdi normal hareket et. Arkadaşlara normal bir buluşma olduğunu söyleyeceğim. Sen de bir şey belli etme.

Ela evli olduğunu söyleyince Fikri Ela’nın parmağındaki alyansı fark etti. Demek ki aşkın gözü hakikaten kördü. O akşam balık mı yedi, kebap mı yedi daha sonra hatırlamayacaktı. Fakat Ela’nın ismiyle müsemma ela gözlerinin kendisine acıyarak bakmasını asla unutmayacaktı. Çok büyük oyuna gelmişti. Normal davranmaya çalışsa da yapamadı.

Dumura uğramış bir şekilde eve giden Fikri yine kendi kendini teselli etmeye başladı:

“En azından evli. Evli birini kolay unuturum. İyi ki sadece 2 haftadır tanışıyorum. Bu olsa olsa aşka doğru çeyrek adımdır. İyi ki baştan bitti.”

Fakat kendisini asla kandıramayacaktı. İşe yeni başlamış evli bir bayanın böyle bir konuda şaka yapabilme cesareti göstermesi, Fikri’yi rezil etmemek için şakayı baştan kesmesi onu oldukça etkilemişti. Keşke Fikri’yi rezil etseydi de onu kalbinden söküp atmasını kolaylaştırsaydı. Ama öyle olmamıştı. Elanın güzelliği ve özgüveni Fikri’yi esir alacaktı.

Akşam yatarken sabaha kadar sol yanının ağrısının geçeceğini, en azından hafifleyeceğini düşünüyordu. Fakat sabah ıstıraplar okyanusunda yüzüyordu. Duygusal olmamak için kendini ikna etmeye çalışsa da başaramadı. Aşka doğru atılan çeyrek adım onu kızgın sobaya düşen su damlacığı gibi kavurup buharlaştırmıştı. İş yerine kadar gitmeye cesareti yoktu. Eposta ile istifasını şirkete gönderdi.

Bu yazı 428 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. erdem dedi ki:

    çok etkileyci bir hikaye

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri