Beni hatırlarsın!


İki kadın hastanenin kadın doğum bölümünde doktor sırasını beklerken sohbete dalmışlardı. Biri öbürüne ne iş yaptığını sordu:

-İki ay öncesine kadar çağrı merkezlerinde çalışıyordum, hamile kalınca işten ayrıldım,

-Desene oturarak para kazanıyorsun, maaşı yüksek olmalı,

-Maaşı fena değil ama insanlarla uğraşması zor, Nuh diyorlar peygamber demiyorlar. Bazen yarım günümü harcadığım insanlar oluyor.

-Bazen haklı oluyorlar ama.

-Bizi aradıklarına göre haksızlardır.

-Nasıl yani?

-Müşterilere imzalatılan küçük harflerle yazılmış sözleşmelerde firma kendini sağlama alıyor. Yani müşteri hizmet satın alırken her türlü olumsuzluğu kabul etmiş oluyor. Tüm firmalar bunu yapar. Daha sonra kandırıldığını düşünen müşteri bizi arıyor ama kanunen haksız durumda.

-Adamların sözleşmeyi imzalamadan hizmet alması mümkün olmadığına göre, firmalar istediği gibi at koşturuyor yani.

-Aynen öyle.

-Etik mi bu peki ?

-Ben sadece bir çalışanım, patron değil.

-Her gün seni çaresiz insanlar arıyor, belli ki mağdurlar, böyle bir firmada çalıştığın için rahatsız olmuyor musun?

-Ben de aynı zamanda bir müşterim, kredi kartı alırken, eve internet bağlatırken aynı kazığı ben de yiyorum. İşin yasal olduğunu unutmamak lazım. Ayrıca benim yapabileceğim bir şey yok bu konuda, ben sadece emir kuluyum.

-Peki sitem etmiyorlar mı müşteriler ?

-Sitem edenler var, küfredenler var hatta beddua edenler bile var.

-Eee, bunlara aldırmıyor musun ?

-Niye aldıracağım ki, kötü söz sahibine aittir, bana işlemez kimsenin bedduası.

-Bence zulüm çarkının herhangi bir dişlisi olmak doğru değil.

-Bir şekilde para kazanmak lazım, sonuçta çalmıyorum çırpmıyorum ! Hem müşteri kendi isteği ile imzalıyor sözleşmeyi, beğenmezse mahkemeye gider, tüketici heyetine gider. Bana beddua eden zavallılara acıyorum doğrusu. Mesai bitince tüm yaşadıklarımı unutuyorum, her sabah güne sil baştan başlıyorum.

Bu sırada sıra doktor sırası kadına gelmişti.

Test sonuçlarını inceleyen doktorun yüzü düştü:

-Bu zamana kadar neden fark edemediğimize şaşıyorum. Sanırım bebeğinizde bir sorun var. Bu saatten sonra onu alamayız da!

-Ne demek istiyorsunuz doktor bey? Neden çocuğumu aldıracağım ki ?

-Bebeğinizin gelişiminde bir problem var, sanırım engelli doğacak çocuğunuz.

-Engelli mı ? Ama bana daha önce böyle bir şey söylememiştiniz?

-Demek ki önceki kontrollerinizde bir bulguya rastlanmamış.

-Çocuk beş aylık oldu doktor bey nasıl anlaşılmaz? Sizi dava edeceğim.

-Elbette ki yasal haklarınızı kullanacaksınız.

-Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz ?

-Rahat olduğumu düşünmeyin. Bu hata nedeniyle ömür boyu engelli bir insanla yaşayacaksınız. Bu sizin için zor olacak. Ama inanın ki daha önceden fark etseydim, önlemini alabilirdik.

-Sizin gibiler nasıl doktor olabiliyor anlamıyorum. Mahkemelerde sürüm sürüneceksiniz.

-Beni dava etmekte serbestsiniz.

Doktor üzülmüş gibi yapsa da her hastanın haline üzülmeyecek kadar profesyoneldi. Hatta hiçbir hastaya acımaması profesyonelliğinin gereğiydi. Hata yapmak istemezdi ama bazen bu tip hatalar oluyordu. Hatta kendisini mahkemeye veren, Sağlık Bakanlığına şikayet eden de oluyordu. Hepsinden aklanmıştı doktor. Çünkü engelli bebeklerin sorumlusunun o olduğunu kanıtlayacak belge sunamıyorlardı şikayetçiler. Yasalar önünde doktor gayet masumdu.

Kadın doktorun yanından çıkmadan önce beddua etmeyi ihmal etmedi:

-İnşallah senin de başına gelir!

Kadın o gün hamile haliyle baş hekime, savcıya, polise koşuşturdu. Hepsi “hani belgen” diyorlardı. Umudunu yitirdi. Zaten doktor cezalandırılsa dahi bu hayatına engelli bir bebeğin gireceği gerçeğini değiştirmeyecekti. Annelik güdüsüyle yavrusunu bağrına basacaktı ama zor bir yaşam onu bekliyordu.

Aniden bir şey hatırladı. Bir internet firmasının çağrı merkezindeyken müşterinin kendisine yaptığı bedduaydı bu:

“İnşallah engelli bebek dünyaya getirirsin. İşte o zaman beni hatırla, nasıl çaresiz olduğumu hatırla!”

Müşteri oldukça insafsızdı. Beş kuruşluk zararı için birinin hayatının kararmasını isteyecek kadar da acımasız. Beddua etmeden önce şöyle demişti müşteri:

– Ben haklıyım ama, kağıt üzerinde haksızım. Şirketiniz politikasını bunun üzerine kurmuş, işi kitabına uydurarak haram yolla para kazanıyor. Senin de umurunda değil, nasılsa aybaşında maaşını alıyorsun. İnşallah engelli bebek dünyaya getirirsin. İşte o zaman beni hatırla, nasıl çaresiz olduğumu hatırla!

 

Bu yazı 602 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri