İlk aşkını arayan adam


35’ine kadar her şey normaldi. Okulu bitirmiş, iyi bir işe girmiş evlenip çoluk çocuk sahibi olmuştu. Bir ilk bahar günüydü. Eşinin teklifiyle kırlara pikniğe gitmişlerdi. Bol oksijen ve meleyen kuzular yorgun beyinlere bahar havası yaşatıyordu. Faik sırtını ağaca dayayarak manzarayı seyretti, bulutların oluşturdukları garip şekiller, eşine ganimet götüren gübre böceği ve kuşların cıvıltısı… Her şey harikaydı. Ama sırtına batan bir şey vardı. Arkasını dönüp baktı ağaç zamanında çakıyla çizilmiş, çiziğin oluşturduğu çıkıntı sırtına batmıştı Faik’in. Dikkatlice bakınca çiziğin kalp şekli olduğunu gördü.

Yoksa bu ?…. Evet bu oydu! Burası 23 yıl önce sınıf ile pikniğe geldiği yerdi. Çiziği çakıyla kendisi çizmişti. İlk aşkı Gül için yapmıştı bu kalp şeklini ağaca. Bu ağacın altında söz vermişlerdi birbirine 23 yaşına gelince buluşup evleneceklerine dair.

O zaman 12 yaşında ve aynı sınıftaydılar Gül ile. 5. Sınıfın son günleriydi. Sınıf ile pikniğe çıkmışlardı. Faik aşkını bu ağacın dibinde Gül’e ilan etmiş, Gül de memnuniyetle bunu kabul etmişti. Ağaca çizilen kalp ise bu aşkın nişanesi olacaktı. Gerçi sonradan pişman olmuştu ağaca zarar verdiği için ama o zamanlar çocuktu. Gül o gün, babasının işi nedeniyle yazın başka bir şehre taşınacaklarını söylemişti. Sözleştiler, 23 yaşına gelince birbirini bulup evleneceklerdi. Buluşma yeri olarak da meydandaki saat kulesinin önünü belirlemişlerdi.

Faik bunu unutmuştu. Buluşma zamanının üzerinden 12 yıl geçmişti. Artık iş işten geçmişti. Evlenip çoluk çocuğa karıştığına göre bu saatten sonra buluşmanın bir faydası olmayacaktı. Ama galiba bir özür borcu vardı Faik’in.

O günden sonra ilk aşkını aramaya koyuldu. Bu pek de kolay olmadı. Elinde ilk aşkının isim ve soyadından başka bir şey yoktu. Eğer evlendiyse soyadı da değişmişti. Neredeyse birkaç ay  bir dedektif titizliği ile ilk aşkını araştırmasına rağmen bir ipucu bile bulamadı.

Ümidini kesmeye yaklaşmıştı ki aklına buluşma yeri geldi. Saçma bir fikir gibi gelse de başka şansı kalmamıştı. Sabahın erken saatlerinde saat kulesinin önüne gelip beklemeye başladı. Akşama kadar ilk aşkı ile karşılaşamazsa –ki bu imkansıza yakın bir olasılıktı- aramaktan vazgeçecekti.  Saat kulesinin önünde bekleyeli henüz birkaç dakika olmuştu ki yakındaki otobüs durağında bekleyenlerden birisi dikkatini çekti, yoksa bu o muydu?

Koşarak durağa gitti. Saçlarını sarıya boyatıp perma yaptırmıştı, görünüşü o zamanlardakine göre epey farklıydı ama gözleri aynıydı. Kadın da onu tanıdı.

Faik gelecek sitemlere karşı hazırladı kendini. Ne işitecekse haketmişti çünkü. Kadın sadece “hoş geldin sevgilim” dedi. Bir süre öylece bakıştılar. Faik kadının göz bebeklerinde asılı kaldı, hipnotize olmuş gibi ne tek söz edebiliyor ne de kımıldayabiliyordu. Sessizliği Gül bozdu: “Karşıdaki kafenin çayları güzel, gidelim mi?”

Faik her şeyiyle teslim olmuştu Gül’e. Kafeye gittiler, bakışmaları orada da sürdü. Fakat hiçbir sitem yoktu Gül’ün bakışlarında , sadece özlem ve sevgi vardı. Faik ise pürpişmandı. Ne ceza gelecekse razıydı sevgiliden. Gül sadece “anlat“ dedi teşvik edici ses tonuyla. Faik anlattı. Hayatının en yalansız sözleriydi anlattıkları. Ne yaşadıysa anlattı, sayıp döktü Gül’süz geçen hayatın ayrıntılarını.

Sıra Gül’e gelmişti. Yaşı 23’e gelince bulunduğu şehirden ilkokulu okuduğu, Faik’i tanıdığı şehre taşınmıştı Gül. Sadece Faik’i görebilmek için… Ama gelmemişti Faik buluşma yerine. Ne o gün, ne o bahar, ne de o yıl…

Faik kendini affettirecek özürün henüz icat edilmediğini düşünüyordu. Ama Gül onu hiç suçlamıyordu ki ? Sadece “kusura bakma, unutmuşum” diyebildi.

“Burada olduğuna göre demek ki unutmamışsın” dedi Gül. Peki şimdi ne olacaktı ? Faik kalbinin sadece Gül için çarptığını anlayınca ne yapacağını bilemedi. Acaba Gül ile yeni baştan başlayabilir miydi ? Peki ya ailesi ? O anda Gül’ün hayatı geldi. Belki o da evlenmişti, belki de kendisini sevmiyordu artık. Sormalıydı:

-Peki ya sen ?

-Buraya geldim. Bir iş buldum. İşte karşındayım …

-Hiç ilişkin olmadı mı?

-Kadınlar birine gönül verirse, çalınan kalplerini geri almadan yoluna devam edemez, bilmez misin ? Benim kalbim hep sende kaldı…

Bu söz Faik’in pişmanlığını artırmıştı. “Ne yapmak gerek şimdi ?” der gibi baktı.

-Ahdimizi yerine getirdiğimize göre, hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz, dedi Gül.

“Sadece bu kadar mı?” der gibi baktı Faik.

-Evine, eşine ve çocuklarına dön, senden bunları istiyorum, beni seviyorsan onları mutlu et, dedi Gül.

-Bir daha ne zaman ?…

-Hayır Faik, bundan sonra buluşmayacağız, bu güne kadar kalbimizde yaşadıysa bu aşk, şimdiden sonra da böyle gidecek…

Ayrıldılar ve bir daha da görüşmediler…

Bu yazı 447 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri