Oğuz Özdeş Kemalettin Tuğcu Nereye Gitti


Kanlıca sırtlarında yürümek hoştu da, ikide bir esen rüzgar sigarasını söndürüyordu. Neye gitti bunlar? Kayboldular.

Herşey yolunda gidiyordu. Kapalı sinemalar da, Açıkhava sinemaları da iş yapıyorlardı. Hasılatları hiç de fena değildi. Güzel pasajlar bardı. Kızılay’da Kocabeyoğlu mesela. Oradaki kitapçılarda mutlaka bulunurdu bu kitaplar. Okumayan mı vardı ki?.. Bir de soruyorsun?!. Elbet herkes onları okuyordu.

Gitti Gima, gitti Tansel, gitti Kocabeyoğlu. Nerede Cevat restoran? Nerde kaldı Piknik, Büyük Sinema, Ulus Sineması?

Ve nerede Alpay’ın kolejli Kızı, Fabrika Kızı?….

Güvenpark’ta bunlar dinlenmiyor mu artık? Cem Karaca TED’in, Maarif Kolejinin yanına YESA’ya plak imzalamaya gelmez mi?

Kamyonların arkasında, otobüslerin arka camında gözü yaşlı çocuk, İşte o Kemalettin Tuğcu’nun baş kahramanlarından biriydi işte. Ve diğerleri. Masum, mazlum ve temiz. Onların kimseye zararları da dokunmazdı ki. Ne günahları vardı. Kim ortadan kaldırdı onları? Matbaalar mı kapanmıştı. Sokakta herkese belediye, aşevleri bakılıyor diye ortadan tüymüşler miydi acaba? Çift çubuk sahibi oldular da biz mi fark etmedik?

Aramaya devam. Kanlıca sırtlarından indi. Vaniköy’e nereden gidilir?  Cebinde bir tek Bafra. Son kalan sigarasıydı bu 70li yıllardan kalan ve evindeki antika ceviz büfede ta 20*15’e dek sakladığı. Sararmış, solmuş ama içimi harika!

Arkadaş Yeniköy’e, Perran Abla’nın çekimlerinin yapıldığı kıyı semtine, Kınalıada’ya, Beykoz’a, Vaniköy’e bak bir de.

Bakalım da.. aç da olmuyor. Önce bir börekçiye…

Salep de çekmişti canı. Börekçi sahlepini uzatırken dükkanın camından içeriye bakan kısa boylu (çocuklar genellikle kısa boylu olurdu) çocuğu gördü. Gözlerini açtı. Düşlerimin çocuğu bu mu yoksa? Hala yaşıyor mu Kemalettin Tuğcu’nun, Oğuz Özdeş’in anlattıkları.

Çocuk kapıyı açtı. Dükkanda tezgaha yeni tabakları dizen börekçiyi süzdü.

Hoşgeldin evladım. Bir arzunuz mu var?

Bugün kazandım.. tam yirmibeş kuruş amca.. iyi saydım tam 25 kuruş. Peynirli böreğe yeter mi?

Yetmez mi evladım.. senin paran geçmez burada, çalışana böreğim bedava, sebil gibi. Koy o yirmibeşliği cebine.

Beriki, “Hiç olur mu böyle” gibilerinden baktı. Siz bilirsiniz. Doğudaki köylerde yaşayan çocuklara kitaplık kurma kampanyasında kullanın öyleyse.

 Tabii.. Kullanmaz mıyız…

Kimsesizler hangi mahallede? Şimdi göremiyoruz sizleri. Zafer pasajında bile bulamıyoruz kitapçılarda. Acaba İstanbul sahaflarında mı okunuyorsunuz?

Çok güzel olmuş böreğiniz bugün amca.

Öteki araya girdi, “Hey sen! Kamyonların, Gazanfer Bilge otobüslerinin arkasında resmi olan ağlayan çocuk sen misin?”

Olamaz mı, tabii ki, fırından yeni çıkardım sıcacık. Sizler için.

Memnun gözlerle baktı, hem çocuğu, hem böreğin kralını bulmuştu.

Ama çocuğun kafası karışmıştı.

Biliyorum durumun acıklı, ne zamandır göremiyorduk seni. Söyleyin bakalım yıllardan kaç?

Camın dışındaki adam içeriyi göremiyordu. Buğuyu sildi, öyle baktı.

Cevabı alamadı. Acaba 2015 yılında olduğumuzu biliyor mu? Ta bu bugüne bu yaşta gelemez. Gelmemesi lazım.

Kafayı mı yedim, geçmişe mi gittik?

Bana göre değil, buradan bana öykü çıkmaz dedi Sait Faik Bey ve Kadıköy’e, oradan Moda’ya doğru yollandı.

Bu yazı 340 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri