Abdülhak Hamit Bey ve Oğulları 2


Ömer derslerini çalışırken aklından benim gibi tüccar olmak mı geçiyor? Yoksa bir sevdalandığı var ne ticarete, ne babasını ne derslerini, ne de anasını kardeşlerini düşünüyor?

Ne düşünür evlatlarım benim hakkımda, gelecekleri hakkında?

Maazallah aksattığım bir sorumluluğum olmuş mudur?

Tespihine baktı. Başını salladı. Oğlanla ilgilenemiyorum, diye düşündü.

Abdülhak efendi, kehribar tespihlerinizden kaldı mı?

Yok civanım, hepsini sattık. Unumuzu eledik.

Canın sağolsun be ağam.

Ömer’in en çok heveslendiği konu neydi onu hala çözememişti. Abdülaziz ve güreşleri de ilgisini çekiyordu oğlanın ama daha ziyade narin, asri bir yapısı vardı. Ne demeliydi ona?

Kapalıçarşı esnafı o gün de rutin bir günün yeknesak ritüelleriyle uğraşıyor, müşteriye, ahaliye hizmette ve sağıda kusur etmiyorlardı.  Ama o gün bir olağandışılık vardı yine de. İşler çoğalacağa benziyordu.

Hanedan aylardır kamuoyuna kapalı durmuştu. Halk padişahı ve sülalesini ziyadesiyle merak ediyordu. Bir hastalık durumu halkı üzerdi. Ramazana da şurada ne kalmıştı ki. Halkı mutlaka padişahı ile birlikte olmalıydı. İstanbul eski ıssız günlerinden birini yaşarken Kapalıçarşı cıvıl cıvıldı o gün.  Sirkeci’den tramvayla yığınla müşteri geliyordu her nedense.

Batur, şimendifercibaşına perdeleri diktin mi?

İbrikçibaşı mı? He he, anladım.. Dikiyoruz be abem, çoğu bitmiş azı kalmıştır.

Kaç azı? Kaç çoğu oğlum? Bi diyiver hele!

Üj bej kalmıştır be abem.

Berhüdar ol oğlum. Olur olur, sen yetiştirirsin. Bak işi bitir, seni daha yüksek yerlerde bir yere getireceğim. Bu dediğimi unutma!

Unut muyum be abem. Sen perdeleri oldu bil!

Sarayda bazı kişilere yakın olmak hem iyiydi hem kötüydü. Saray Başmabeyincisi her ne kadar efendi, saygın bir efendi olsa da, ondan uzakta olmakta fayda vardı. Zinhar devlet ve ticaret işleri birbirine karıştırılmamalıydı hani. Şu Kübra’yı da bir okutsak be,  kimsesiz kızcağız. Hayır,  her devirde, herkese lazım. Allah başımızdan eksik etmesin padişahımızı. Bizimki karınca kararınca işte.

Cuma namazı vakti geliyor muydu ne? Cebinden saatini çıkardı. İyi göbeğim erimiş, bu iyi oldu işte.

 Onu çok sayar ve sever, sık sık Topkapı sarayına davet ederdi. Ahi beyin mütevazi karakteri onun bugüne değin saraya gitmesine engel oldu.

Çocuklar ve müşteri bizim velinimetimizdir, hamd olsun, diye güne başlardı. Bazen gözünden birkaç damla yaş akardı. Kimse de sebebini sormaya cesaret edemezdi.

Sen ki veliinimetimizsin, senden esirgenir mi hiç?

Bu kadar kalabalığı taşıyan bu duvarlar, bu zemin, bu çiniler kaç asırdır hayatlarımızı seyreyler durur…

En çok bu sokakta dolaşmayı severdi Abdülhak Hamit. Oradan Nişantaş’ına şöyle bir geçerdi. Ticari fikirler ta on beş yaşından beri bu sokakta canlanıvermişti zihninde.

Abdülhak Hamit Bey,  yabancı eşrafla da alışverişi bilen tecrübeli, güngörmüş bir tüccardı. Devlet-i Aliyye’de ticarettin felsefesini yapan adamdı. Enderun’dan hocalar gelir ondan iktisadi mevzularda feyz alırlardı. Şöhreti Avrupa’ya dahi ulaşmıştı.  Yalnız ahlak ve faziletin ticaretteki mevkiini dış dünyaya anlatamamıştı. Yurtdışını gezmeyi sevmezdi. Meraklılarına güler geçer, bizimki bir Evliya Çelebi aksi, der, geçerdi. Lehistan’a kadar giden dedelerini pek merak etmezdi.

Sarık giymeyi seviyordu. Ahilik o zamanlar daha kudretli bir sistemdi galiba, der, fese de pek karşı çıkmazdı. Saçları birazcık da olsa dökülmüştü. O yüzden aynayla arası iyi değildi. Hanımı aynaya bakarken hanımından da, ayandan da uzak durmayı tercih eder, saçını banyoda, hamamda gizlice tarardı. Saç taramaya en fazla otuz saniye zaman ayırırdı. Hiçbir yatsı namazını kılmayı ihmal etmez, sabahları işe giderken çoğu kez sabah namazını eda edemezdi.

Babasından kalan fes çekmecenin en üstünde durudur. Tozlanmasına asla izin vermezdi. Karısı bu huyundan hoşlanmasa da, onu orada muhafaza etmeyi ticaret erbabı olmanın sırlarından sayıyordu galiba.

Padişah kafesin arkasından izliyordu.

Bu yeni sadrazam arada bir tekliyor muydu ne?! Neden seçtim ben bunu?

Sadrazam sarığını özenle giymiş, pek dik duruyordu. Ama hareketleri şaşkın ve yapmacıktı. Tiyatroda rol yapıyordu sanki Bu olmaz ki, Devleti nasıl emanet edeceğim buna? Akıl yetmez ki, görünüşten ziyadesiyle kaybediyor.  Tebaamda bıraktığı intiba da mühimdir. Nasıl atladım?!

Hanım, sen ne dersin?

Hünkârım alışır. Bekleyelim biraz….

Birlikte Hareme geçtiler, arka bahçelerinde bebek ve çocuk şehzadeler savaş oyunu oynuyorlardı.

Gelelim şu senin hayır işlerine…

Sultanım, sen gel biraz iktisadi tezahürleri takip etmeme biraz daha takip müsaadesi ver.

Akheneton kadar düşüncelisiniz Hünkarım.

O Mısır’daydı, geçti gitti Sultanım. Biz günümüze bakalım.

Sultan kırmızı, dolgun dudaklarıyla gülümsedi. Lehistan’ın en güzeliydi. Henüz bir şehzade dünyaya getirememişti. Ama padişahın yegane gözdesiydi, diğerlerini unutturan cinsten. Bakışları ve gülümsemesinde çok hususi bir özellik vardı.

Abdülhak Hamit Efendi o gün yediği yumurtayı hala hazmedemedi. İki üç müşteriden fazlası dükkanına uğramadı. Bütün müşteriler diğer dükkanlara, mağazalara akın ediyorlardı ama.

Babam, neden bu kadar erken kalkıyor?! Ben onunla da oynamak istiyorum. Yüzünü gören cennetlik.

Ömer, ödevini yaptın mı_

Yaptım öğretmenim, dedi, boynunu bükerek.

Neden neşen kaçık senin?

Komşum hoş geldin, şerbet ikram edeyim. Kahve şimdi ağır gelir.

Ramazanda Direklerarası’na gidelim beraber. Siz Abdülhak Efendiyi de getirisiniz, Ömer ile birlikte, benim efendi de, konuşurlarken biz oyuncaklar bakarız.

Olur olmasına da, Abdülhak Efendimiz işlerini yoluna koyabilecek mi bu sene bakalım? Yoksa işleri büyültecek anlayamadım. Mühim şahsiyetlerle görüşmeye başlamış ama bana anlatmadı.

Bir şeyler de mi çıtlatmadı?

Hayır. İş sonuna erinceye kadar haber vermez.

Süheyla Hanımcığım, sen o işi benim efendime bırak, ağzından lafı almasını iyi bilir. Yeter ki bir görüşsünler. Kahve falan içerken Emirgan’da.

Topkapı Sarayında tören vardı. Askerler padişahı bekliyordu. Cülus töreni henüz başlamamıştı. Galata bankerleri olayı izlemeye başlamışlardı. Sefirlerin de kulağı ziyadesiyle delikti, alınacak yeni kararları sezmeye çalışıyorlardı.

Padişah elini yüzünü yıkarken, bir uğursuzluk hissetmişti. Törenin geç başlaması için ferman verdi. Huzuruna çıkan Avusturya elçisini kabul etmedi. Öbür haftaya erteleri.  Sadrazam ile görüşmeden gizli bölmeye geçmeyi tercih etti. Başı ağrımıyor ama her an ağrıyacak gibi bir hâkli vardı. Akheneton, ne kadar da becerikli, girişkendi, oysa benim huzurum bozuluyor, ortada üstelik hiç mesele kalmamışken.

 Perdeleri usulca kapattı. Sadrazamlar birer ikişer doluşmuştu salona. Hepsi onun farkındaydı, saygıda kusur edilmiyordu.

 Ömer de her sınıfa girişinde hemen sınıfın perdelerini açar, pencerelerden salona dolan ziya huzmelerindeki tozu görmeye bayılırdı.

Devam edecek, haftaya Emirgan Görüşmesi-

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 495 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikayeler öykü
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek