Abdülhak Hamit Bey ve Oğulları


Abdülhak Hamit Bey, çok ciddi bir tüccardı. Ticarette kusur etmez, ahlak ve fazilet sahibiydi. Hanımı ve çocuklarıyla birlikte üç katlı bir konakta yaşıyordu. Padişahın her kararına saygı gösterir, etliye sütlüye karışmazdı. İstanbul’da ticaret erbabı hep onu örnek gösterirdi.

Sabah fesini özenle giydikten sonra bıyıklarını düzgünce taradı. Bıyığının sağ tarafındaki eğrilik bugün düzelmişti, ala. Bir kez daha baktı akşamdan kalan tarih kitabına. İleride bizim de tarihimiz yazılır mı acep? Hanım, sen ne dersin? Dedi.

Ömer’in yatağını toplayan ferasetli zevcesi, başını olumlu anlamda, tebessümle salladı. Ömer’e harçlık bırakmayı unutma! Diye ilave etti.

Birlikte sofaya geçtiler, arka bahçelerindeki vişne ve erik ağacının meyvelerinden yapılmış reçellerden tereyağlı ekmeğe sürerek yediler.

Yumurtayı pek sevmezdi ama reçel ve tereyağı olmadan yapamazdı. Bunca geliri varken, istediğimi yerim, diye düşünür, fakirleri de kollar, gözetirdi.

Ömer her sınıfa girişinde hemen önünü açardı. Sınıf ona havasız ve sıcak gelirdi. Öğlenleri, evden getirdiği kaymağını ve balını arkadaşlarıyla paylaşmayı severdi. Kendi aralarında, imparatorlukta neler olmuş o hafta, onları konuşurlardı. Hocaları, bu konular için henüz hazır değilsiniz, bu yaşlarda çok küçüksünüz, dese de, onlara en az Ramazan ve Direklerarası kadar bu meselelerle, uç beyliklerinden, Manisa’daki şehzadeden gelen haberlere bayılırlardır.

Süheyla Hanım perdeleri açtı. İçeriye ziyadesiyle ziya girdi. Nurlu yüzü ufuklara bakıyordu o gün. O gün bu genç aile çok enerjikti nedense. Oğlu Ömer de çok iyi yetişiyordu bu Şehr-i İstanbul’da. Annesinin de saadet içinde yaşamasını isterdi ama ağrıları bu rutubetli havada öne çıkıyordu. İleride Sinekli Bakkal pancurlarını açtı.  Sokağa pek yakın duran tezgahına yemişleri dizmeğe koyulurken, gelene geçene selam veriyordu..

Kapalıçarşı esnafı o gün de rutin bir günün yeknesak ritüelleriyle uğraşıyor, müşteriye, ahaliye hizmette ve sağıda kusur etmiyorlardı. Ahi bey, loncanın reisiydi, Hanedandan bazı kişilere yakın olduğu söyleniyordu. Saray Başmabeyncisi onu çok sayar ve sever, sık sık Topkapı sarayına davet ederdi. Ahi beyin mütevazi karakteri onun bugüne değin saraya gitmesine engel oldu.

Çocuklar ve müşteri bizim velinimetimizdir, hamd olsun, diye güne başlardı. Bazen gözünden birkaç damla yaş akardı. Kimse de sebebini sormaya cesaret edemezdi.

Münevver,  onsekiz yaşına girmesine rağmen hala çocuktu. Ömer’in eğitim ve yabancı lisan eğitimi ve asri konularda adab-ı muaşeret kurallarına riayet etme mesuliyeti ona verilmişti.  Bu kızcağız işinden, görevinden başka bir şey düşünmez, erkeklerden kaçar, onlara bakmaz, hayal dahi etmezdi. Ona göre erkekler evi yöneten bir otorite kaynağı ve idareciydi, en sevabı da buydu. Evdeki angaryadan dayaktan kurtulmanın yolunu iyi bilirdi. Görev dağılımını iyi yapar, evin hanımına mesele bırakmazdı.

Topkapı Sarayı civarı o gün tenhaydı nedense. Sultanın her an Kapalıçarşı’ya tebdili kıyafet teftiş ihtimali vardı. Bunu en iyi anlayanlardandı. Anahtarını kilide soktu. Mağazanın rayihası burnunu doldurunca, sinirleri yatıştı. Besmeleyle, hüşu içinde ilk adımını attı. Dükkânı karanlıktı. Perdeleri usul usul açtı. Vakur yüz ifadesini takındı, çünkü ilk müşteri, siftah çok önemliydi.

devam edecek, tefrika roman

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 638 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. zafer dedi ki:

    ilginçmiş 🙂

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek