Aşkım benim


Sinema çıkışında karşılaştı onunla… Dalgalı siyah saçları, kara gözleri tebessüm eksik olmayan dudakları hoşuna gitmişti. Eğlenceli biriydi Aysun. Hayatı pembe tonlarda yaşayan, sıkıntıyı görünce yolunu değiştiren biriydi. Tolga ondan hoşlanmıştı.

“Film ne de komikti?”

İşte bu söz tanışmalarına ve kaynaşmalarına yetmişti. Sonraki günler eğlenceli zamanlar geçirdiler. Tolga etrafındaki “Arabesk” kişilerden sıkılmıştı. Biraz da yaşamın pırıltılı yüzünü görmeye ihtiyaç vardı. Aysun bunun için iyi bir partnerdi. Kısa süre sonra birbirlerine “Aşkım” diye seslenmeye başladılar. Galiba onlar ruh ikizleriydi.

Nereye gitseler beraberdiler. Biri bir şey söylese öbürü ona hemen destek veriyordu. Kıyafetleri bile uyumluydu. Birisi ertesi gün kot giyecek olsa akşamdan diğerine haber veriyordu. Çoğu kez aynı tişörtün farklı bedenlerini satın alıp, ikiz kardeşler gibi arz endam ediyorlardı.

Son zamanların en uyumlu ikilisinin aklında evlilik gibi bir şey yoktu ama çevresindekilerin vardı. Bir mahalle atasözü der ki “her çift bir gün evlenmelidir” Arkadaşları sık sık “ne zaman evleniyorsunuz ?” diye sormaya başlayınca onlar da “galiba evlenmemiz gerekli” diye düşünmeye başladılar. Aileler bu habere göbek atmaya başlamıştı.

Her şey güzeldi, evlendiler balayına gittiler. Dönüşlerinde kullandıkları kelimelerin yüze otuzsekizini “aşkım” kelimesi oluşturuyordu.

“Aşkım tuzu uzatır mısın ?”

“Tabi aşkım”

“Aşkım beni seviyor musun?”

“Aşk olsun aşkım, sen ben diye bir şey mi var? Biz olduk, aşkta biz!”

Hani zamanında sözde aşk tanrısı vardı, eros muydu neydi adı ? Galiba bu sözde aşk tanrısı tüm cephanesinin tamamını çiftimize boşaltmıştı.

Ama bir pazartesi sabahı bu durum değişmeye başladı. Pazartesi sendromu daha yataklarındayken yakalamıştı. Saat 07:00’ye doğru Tolga uyandı:

-Aşkım kahvaltı,

-Tabi aşkım, bu sefer menemen olsun,

-Bu sefer sen hazırlasaydın aşkım,

-Aşkım menemeni ben yapayım, çayı da sen yap olur mu bir tanem ?

-Menemeni yapan, çayı da demler aşkım ?

-Öbürü de yer mi aşkım ?

-Tamam aşkım, hepsini ben yaparım sen uyu ,

Tolga yataktan istemeyerek de olsa kalktı. Zaten uzun çay-menemen muhabbeti uykusunu dağıtmıştı.

“Bugün ben yapıyorum, yarın o yapar artık” diye geçirdi.

Ertesi sabah çiftimizin “dejavu” günüydü.

-Aşkım kahvaltı,

-Aşkım harikasın bugün ne var ?

-Henüz bir şey yok aşkım,

-E hadi aşkım…

-Ama aşkım dün de ben hazırlamıştım kahvaltıyı,

-Beğenildi kahvaltın, tekrarını bekliyorum…

Tolga yine istemeyerek kalktı. O gün de kahvaltıyı hazırladı. Ama ertesi gün dejavu yaşamamaya niyetliydi.

Ertesi sabah ilk uyanan yine Tolga oldu. Bu sefer ilk uyanan o olmak istemiyordu. Anlaşılan ilk gözünü açan kahvaltıyı hazırlayacaktı bu evde. Tolga gözünü yine kapattı, uyuyakalmıştı. Sonuçta ikisi de işe geç kalmıştı.

Akşama suçlu kim tartışması vardı.

Konuyu Aysun açtı:

-Aşkım bugün cezalısın, niye kalkamadın  bakalım sen?

-Sen niye kalkamadın aşkım ?

-Ama bu evde ilk kalkan ve kahvaltıyı hazırlayan hep sen değil misin aşkitom ?

-Hep mi ? Ne zaman gelenekselleşti bu  aşkım?

-Aaa, neden su koyveriyorsun aşkım, hep sen hazırlıyorsun ya kahvaltıyı ?

-Biraz da sen hazırlasan ya aşkım!

-Ama akşam yemeklerini ben hazırlıyorum aşkım, istersen rolleri değişelim.

-Ama ben güzel yemek yapamıyorum ki aşkım,

-Ama aşkım hayat ortak değil mi, sen de öğrenmelisin yemek yapmayı,

-Hayat ortaksa evin giderlerine neden sen katılmıyorsun aşkım ?

-Neden katılmıyor muşum aşkım, geçen ki kıyafetlerimin parasını ben ödemedim mi?

-İyi ama ben giymiyorum ki onları ?

-Ooo demek herkes kendi masrafını karşılayacak, amma cimrisin sen aşkım,

-Cimri olan sensin aşkım, ben parayı eve harcıyorum sen sadece kendine harcıyorsun,

-Ben bazı şeylere öyle bir fatura çıkarırım ki, ödemeye gücün yetmez aşkım, sen en iyisi çeneni kapat istersen !

Tolga Yaseminin ne demek istediğini anlamıştı. Biraz alttan almaya çalıştı:

-Aşkım konu sadece kahvaltıydı, niye buralara kadar geldi anlamıyorum. Ne olur bir kere kahvaltı hazırlayıversen,

-Olmaz sen hazırlayacaksın , o kadar!

-Neden ben hazırlayacağım ki ?

-Eşek gibi hazırlayacaksın, sinirlendirme beni!

Üslup aniden “aşkım”dan “eşek gibi”ye dönmüştü.

Tolga öfkeyle kalktı, kapı çarpıp nereye gideceğini bilmeden evden çıktı. Aşk ile eşek kavramları bu kadar yakın mıydı acaba ? Bu kadın “aşkım” kelimesini “eşeğim”  manasına kullanıyordu galiba.

Birkaç gün arkadaşının yanında kaldı. Eve yeniden dönmeye gururu elvermedi. O ana dek yaşadıklarının bir yanılsama olduğunu düşündü. Belki arkadaşı ona yol gösterebilirdi:

-Sence bu kadınla yürütebilir miyim ?

Arkadaşı bekardı. Evlilik konusunda deneyimi yoktu. Ama insanları az çok tanırdı:

-Ben evlilikten anlamam ama zor yollara “kolay” insanlarla çıkılmayacağını bilirim!

Bu yazı 620 kere okundu.
Etiketler:
Aşk Hikayeleri
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek