Baattin’in doğuşu


Baattin karikatürlerini aşk üzerine çizerdi gençliğinde, henüz o kadar karamsar değildi o yıllar. Reddedilmek alışkanlık haline gelince kızlara pek yanaşmak istemez oldu. Bu iyiden iyiye özgüvenini dinamitliyordu. Acaba Baattin’in niye peşinden koşmuyordu kızlar. Baattin’in boyu biraz kısaydı. Kızlar ise uzun boylu delikanlılardan hoşlanıyorlardı. Belki de işin sırrı buydu. Baattin gizli topuk ve kirpi saçlar ile boyunu uzun göstermeye çalıştı. Zeminin yüksek kısımlarında durmaya çalışırdı kızlarla konuşurken. Kalabalık içindeyken çaktırmadan ayak ucundayken yükselmeler, kendinden kısalarla takılmalar falan işe yaramadı. Üstelik ayakta fotoğraf çektirememe fobisi oluşmaya başladı.

Artık kendi ile de dalga geçmeye başlamıştı Baattin. Karikatürleri çizerken kendinden ilham almak oldukça garipti. Ama yinede karikatürlerin asıl konusu yaşamdaki anlamsız zıtlıklardı. Kadınların kendini anlayan, dinleyen erkek araması, fakat her seferinden kadın ruhunu tuz ruhundan ayıramayan erkeklere tutulmaları karikatürlerinin başlıca konusunu oluşturuyordu. Bir süre kızları kolayca araklayan erkeklere de düşman kesilmişti Baattin. Onları aptal veya görgüsüz çiziyordu karikatürlerinde. Bu hasetle kıskançlık arası bir şeydi. Bu şekilde onlardan intikamını alıyordu. Böyle yapmak adaletsizliği düzeltmezdi belki ama yine de mutluluk veriyordu.

Absürt ve komik şeyler de karikatürlerin konusu olabiliyordu. Çıkar peşinde koşarken şerefini ayaklar altına alanlar, hormonlarının peşine takılıp duvara toslayanlar konu oluyordu karikatürlere. Ama bu felsefe kaynaklı bir komiklikti. Yine zıtlıklar, yine insanların ham davranışları konu ediliyorlardı karikatürlerde. Baattin filozof mu olmuştu ne? Hakikaten de kızlarda aradığını bulamayan, daha doğrusu gördüğünü elde edemeyen Baattin’in yolu felsefe ile kesişmişti.

Genç yaşta felsefe yapmak ilginç bir duygu olsa da hiciv kaynaklı komedi güzel bir ağrı kesiciydi. Özellikle hayattan nasibi kuru limon çıkan bahtsızlar için.

Günlüğe bir şeyler karalamak alışkanlık olmuştu. Birkaç tane de not defteri vardı. Otobüste, metrodayken bile karikatürlerini aşkediyordu Baattin. Fakat bu karikatürlerin hiçbir sanatsal değeri olmadığı gibi pek bir şeye de benzemiyordu. Bir keresinde ikide bir işine burnunu sokan arkadaşını hicvetmek için burnu kocaman sıska bir adam çizmişti. Böyle bir şeyi kime göstersen ne demek istenildiğini anlamazdı. Gerçi Baattin biliyordu ne yaptığını ama başkası da artık görmeliydi eserlerini.

Şaka maka yüzlerce belki de binin üzerinde karalaması vardı. Fakat bunlardan hiç biri başkası tarafından anlaşılacak şekilde değildi. Karikatürlerin bir başka zaafı daha vardı. O da kötü çizim olmalarıydı.

Gerçeği kabul etmek gerekirse Baattin kötü bir karikatüristti. Zeki ama beceriksiz bir çizer. Yani istese bile başkaları tarafından hemen idrak edilecek şeyler çizemezdi. Gerçi anlaşılsa bile estetik açıdan resmen “çirkin”di çizdikleri.

Bir gün ağacın altında demlenirken ben konuşamıyorum, konuşsam kimse anlamaz, zaten cesaret de edemiyorum gerçekleri haykırmaya, neden benim vekilim neden bunu yapmasın diye düşündü. Zar zor bir insan çizdi. Bu artık Baattin’in vekiliydi. Karikatür Baattin.

Karikatür Baattin gerçeğine oranla özgüvenli ve korkusuz bir karakterdi. Lafını gediğe koyan şirin ve geyik bir karakterdi hem de. Baattin bu işi sevdi. Daha çok çizmeye başladı.

Günlüğe değil, koca resim defterlerine çizmeye başladı önce. Sonra bilgisayarda sanal karakterine can vermek daha cazip geldi. Ne güzel olmuştu böyle ! Pıçağını da beline takınca tam bir Deli Dumrul olmuştu. Hey gidi Deli Dumrul! Dede Korkut hikayelerinin deli dolu korkusuz yiğidi. İşte karikatür Baattin de böyleydi. Eciş büçüş çizilmiş karikatür karakterine baloncuk eklenince sihir tamamlanmıştı.

Artık herkes susacak Baattin konuşacaktı.

 

Bu yazı 451 kere okundu.
Etiketler:
absürt baattin hikaye
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri