Baklava Bakanı Cevdet !


***Bu hikaye hayal ürünüdür, gerçeklerle bir ilgisi bulunmamaktadır. Lütfen gerçeklerle bağlantı kurmaya çalışıp da başımızı belaya sokmayınız.

Cevdet şirin gecekondusunun rutubetli yatak odasında yine huzursuz bir sabaha uyanmıştı. Eşi Nazmiye kendi kendine söyleniyordu. Nazmiye kendi kendine gündem oluşturduysa genellikle Cevdet’in başını ağrıtırdı. Cevdet istemeyerek de olsa yataktan kalktı. Elini yüzünü yıkayıp üzerinde geceliğiyle mutfaktaki yemek masasına sessizce kıvrıldı.

Nazmiye Cevdet gelmemiş gibi kendi kendine söylenmeye devam ediyordu.  Cevdet konuyu anlamaya çalıştı. Galiba konu “nolacak bu oğlanın hali”ydi. Sırtı Cevdet’e, yüzü mutfak tezgahına dönük olan Nazmiye ani bir hareketle yönünü Cevdet’e dönerek kükredi:

-Ben oğlana tasa çekiyorum sen hala yatıyorsun! Hala iş bulamadın şu çocuğa!

Cevdet ani gelen suçlama karşısında irkildi ama verilecek cevabı hazırdı:

-Bizim tembel oğlanı mı kastediyorsun? Sence bizim oğlanın bir baltaya sap olma niyeti var mıdır?

Nazmiye’nin cevabı gecikmedi:

-Baban seni evermese evlenebilecek miydin acaba? Çocuğuna iş ve eş bulmak babanın görevi değil midir? Senin yüzünden çocuk evde boş boş yatıyor!

Cevdet suçlamalara aynı şiddetle karşılık verirse tavayla kafasının yarılma ihtimalinin artacağını düşündü. Biraz alttan almalı, fakat büsbütün alta da kaçmamalıydı:

-Çocuk okumadıysa, çalışmak istemiyorsa ben ne yapayım. Bizim çocuğun bir mesleği yok ki iş bulsun. Zaten isteği de yok!

Nazmiye vitesi artırdı, ses tonunu yan komşularının duyabileceği seviyeye getirdi:

-Sen kabzımallığı meslek mi sayıyorsun hıyarcıbaşı? Oğlanı bir işe koyacaksın, orada öğrenecek mesleği!

Cevdet’in meslek şovenizmi yapacak hali yoktu ama kabzımallığın küçümsenmesi hoşuna gitmedi. Ne var ki aksi yönde görüş bildirmesi Nazmiye’nin öfkesini artıracaktı. En iyisi “sen bilirsin” formülünü uygulamaktı.

-Tamam bakarım oğlana bir iş!

-Toptancıdan sebze meyve bakar gibi mi bakacaksın? Yoksa önüne gelene iş mi dileneceksin? Sen işi bilmiyorsun. Biz yıllardır partiye şakşakçılık yapmadık mı? Gideceksin ilçe başkasına, halini arz edeceksin, o da oğlana bir iş verecek!

-Yattığı yerden memur yaparlar mı oğlanı hanım ? Çocukta tahsil yok, gayret yok, istek hiç yok. O halinden gayet memnun.

Kendine itiraz edilmesi Nazmiye’nin hoşuna gitmemişti. Gözlerini belerterek konuştu:

-Ben memur mu dedim ? Beni nerenle dinliyorsun turp kafalı? Ben sana oğlana göre bir iş bulurlar dedim. Sen git başkana, süt dökmüş kedi gibi zavallı görün, sırnaş biraz. O nasılsa bir müteahitin yanına verir bizim oğlanı. Beceremem dersen sen yemekleri yap, ben gideyim kadın başıma!

Konuşmanın aşağılama ve hakaret dozu artacağa benziyordu. Cevdet bir an önce harekete geçmeliydi.

-Tamam ben hazırlanayım o zaman!

Cevdet duşunu aldı, traş olup kokular süründü. Süleyman amcanın oğlunun düğününe gitmek için aldığı takım elbiseyi giyince üzerindeki kabzımal görüntüsü gitmiş orta yaşlı film artislerine benzemişti.

Parti binasına doğru ilerlerken ayakları geri geri gidiyordu. Bunu yapmak zorundaydı ama birilerine ricacı olmayı da sevmezdi. Hele tembel oğlunun başkalarının hakkına gireceği düşüncesi onu iyiden iyiye
rahatsız ediyordu.

Cevdet’e göre siyasetçiler halkın nabzını tutup ülkeyi halkın mutluluğunu esas alacak şekilde yönetmeliydi. Halk ise torpil, kayırma için değil toplumun isteklerini iletmek için gitmeliydi siyasetçilere. Mevcut durumda ise siyasetçiler halkı kendilerine yalvarmaya mecbur ediyor, halk da bireysel menfaatleri için siyasetçilerin huzurunda el pençe divan duruyordu.

Cevdet parti kapısından içeri girerken “bakan olsaydım en azından kendi bakanlığımda bu rezilliğe son verirdim” diye düşünüyordu. O sıralarda başka bir yerde felek Cevdet’e sürpriz yapmak üzereydi.

O sıralar Başbakanlık konutunda:

Seçimlere az bir zaman kala yolsuzluk iddiaları Başbakanın canını sıkıyordu. Bir kabine revizyonu yapmalı hatta bakanlıkların isim ve görevlerini değiştirmeliydi. Daha önce bu işe yaramıştı. Yeni atayacakları kişiler pırıl pırıl tertemiz olmalıydı ki seçimlere alnının akıyla girebilsin. Şimdiki kirli görüntüye yeni isimlerle perde çekmeyi düşünüyordu.

Yaverlerini çağırıp talimat verdi:

-Hemen bana kire pasa bulaşmamış birilerini bulun. 4-5 kişi yeterli, meslekleri önemli değil yeter ki temiz olsun.

Talimat ışık hızıyla teşkilata yayılmıştı. Başbakanın gözüne girmek isteyen herkes işini gücünü bırakıp “adam” aramaya başlamıştı.

Cevdet’in gittiği parti binasında:

Sıra Cevdet’e gelince önünü ilikleyip kafasını on derece sola eğerek Küçük Emrah ağzıyla meramını anlatıyordu. Başkan Cevdet’i baştan aşağıya süzdü. Sanki Cevdet’i dinlemiyor gibiydi. Cevdet konuşmasına es verdiği bir sırada söze girdi:

-Ne iş yapıyorsun sen!

-Kabzımalım efendim.

-Daha önce memurluk, ticaret, müteahhitlik falan yaptın mı? Mal mülk durumun nasıl?

-Askerden geldiğimden beri kabzımallık yapıyorum efendim. Gecekonduda oturuyorum. Kendimin gecekondusunda. Tapusu var.

Başkan kartvizitinin arkasına bir şeyler karaladı. Arkasından telefona sarıldı:

-Sayın başkanım sanırım birini buldum. Size gönderiyorum, bir değerlendirin isterseniz. Gıda sektöründen temiz bir arkadaş.

Yüzünü Cevdet’e dönerek:

-Şu kağıdı al. Ankara’daki genel merkeze gidiyorsun. Orada ikinci katta sola dönünce Ethem Bey var, benim gönderdiğimi söyle.

Cevdet ufak bir iş için İstanbul’dan ta Ankara’ya gönderilmesine anlam verememişti. İsteği geri çevirmenin yeni bir şeklini mi deniyorlardı acaba?

-Efendim buradayken halletseydik. Sonuçta müteahhitin yanında ufak bir iş de olurdu. Memuriyette gözümüz yok. Biz de yıllardır bu partiyi destekledik, mahallede propagandasını yaptık. Ta Ankara’ya gitmeden bu işi çözmenin bir yolu yok mu?

Başkan sinirlenmişti. Cebinden iki tane yüzlük çıkarıp uzattı. Gözlerini Cevdet’e dikerek konuşmaya başladı:

-Al şu parayı taksiyle terminale, oradan da doğru Ankara’ya git. Dediğimi yaparsan oğlun memur da olur, genel müdür de olur. Başına talih kuşu kondu. Sen bana güven.

Cevdet duruma anlam verememişti. Ama yine de denileni yaptı. Ankara’da onu sıcak karşıladılar. Ethem Bey onu görünce kısaca süzdü ardından Cevdet’i kolundan tuttuğu gibi başbakanın huzuruna götürdü.

Başbakan da Cevdet’i kısaca süzdü. Ardından kısa sorular sormaya başladı:

-Ne iş yapar bu arkadaş?

Ethem Bey atıldı:

-Kabzımalmış efendim, daha önce değil pisliğe, ticarete bile bulaşmamış. Temiz bir arkadaş. Ben kefilim kendisine.

-Bir de sen kendini anlat bakayım Cevdet.

Dedi başbakan. Aradığı kişiyi bulmuşa benziyordu. Cevdet’in konuşmalarını dinleyince kararını netleştirdi. Sadece tek bir ayrıntı kalmıştı. Cevdet ne bakanı olacaktı? Başbakan oldukça pratik birisiydi, Cevdet’e en çok sevdiği şeyi sordu. Cevdet kendini aceleyle cevap vermek zorunda hissetti. Bir çırpıda:

-Baklava efendim!

Dedi Cevdet. Başbakan hemen talimat verdi:

-Baklava Bakanlığı kurulması için hazırlık yapın. Antep’ten gelen komiyi, Çorumlu terziyi bunun müsteşarları yapın. Demin gelen dört beş kişi vardı, onlara da birer genel müdürlük verin.

Cevdet’i Gıda Bakanlığı’na götürdüler. Eski Gıda Bakanı yıprandığı için görevi bırakmıştı. Cevdet bakan koltuğuna oturduğunda kendini bambaşka hissetti. Keşke eşi de burada olup Cevdet’i görebilseydi. Belki biraz olsun saygı gösterirdi. İşlemler bir taraftan halledilirken Cevdet de yeni koltuğunun, yeni odasının, yeni binasının ve yeni çalışanlarının tadını çıkaracaktı.

“Hah şöyle be! Bir ülke yolsuzluğa bulaşmadan, kayırma yapmadan nasıl yönetilirmiş görsünler. Allah’ım, şükürler olsun bana bu fırsatı verdiğin için!” diye mırıldanıyordu.

Bakanlık çalışanları yeni bakana kendini gösterebilmek için Özel Kalem Müdürü’nün odasında sıraya girmişlerdi. Cevdet hiç birini reddetmiyordu.

Cevdet’in makamına girenler iki büklüm duruyorlar, pohpohlamanın bin bir çeşidini sergiliyorlardı. Öyle tatlı konuşuyorlardı ki Cevdet onlara bayılmış, hiç gitmesinler hep tatlı sözlerine devam etsinler istiyordu. Cevdet de değişim başlamıştı. Her içeri giren tatlı sözlerle hipnotize ediyor, kendine bağlıyordu Cevdet’i . Ne kadar da hoştu birilerinin sürekli Cevdet’i el üstünde tutması. Cevdet bulutların üstündeydi. Akli melekelerini yitirmek üzereydi. Bu insanlar işlerini ne kadar da iyi yapıyorlardı. Keşke her birine kıyaklar çekebilseydi. Daha önce pohpohlanmadan nasıl yaşamıştı ki?

Tabi ki Başbakanı hiç unutmuyordu. Kendini buraya oturtan Başbakana ne kadar minnet etse azdı. Kendilerinden öncekiler nasıl olur da Başbakanın değerini bilmezlerdi. Cevdet kendine söz verdi, kendine nimet veren Başbakanın bir dediğini iki etmeyecekti.

Saatler öğleyi gösterdiğinde Cevdet artık başka bir insandı. Öğle yemeğinde de şımartılmaya devam etti. Kendisi de vaatlerde bulunarak karşılık veriyordu. Yeter ki pohpohlarını kesmesinler, Cevdet yalakalara ne isteseler verecek durumdaydı.

Öğleden sonra gelen kişiler, daha ciddi konulara değiniyorlardı. Konuşulan konular oldukça karışık ve çözülmesi elzemdi anlaşılan. Öyle olmasa bile Cevdet’in anladığı öyleydi. Mersinden Kıbrıs’a acilen köprü yapılması, Honduras’tan kalem ucu ithal edilmesi gerekiyordu. NASA ile sponsorluk anlaşması yapılarak “Astronotlar Türk baklavası yiyor” haberi yapılırsa Türk baklavası hamburgerden meşhur olurdu. Kendinden öncekiler niye düşünememişti ki bunu?

Cevdet sözleriyle projeleri destekliyor hatta kendisi yeni projeler üretiyordu. Elastik malzemeden baklava üretip hoplava adıyla dünyaya sunulması, atıştırmalık baklava üretip cuklava adıyla madlen çikolata kutularında satılması üç beş saniyede ürettiği fikirlerden yalnızca birkaçıydı. Etrafındakiler bu palavraları duyunca sevinçten göklere zıplıyorlar,  Cevdet’i fikirlerinden ötürü tebrik edip, bunlar hayata geçerse ülkenin geri döndürülemez olarak füze gibi ileri gideceğinden bahsediyorlardı.

Kesin bu koltukta bir şey vardı. Koltuk Cevdet’i yarım günde değiştirmişti. Keramet yalnızca koltukta değildi. Bugünkü misafirleri adeta sihirbazdı. Ne yapıp edip Cevdet’i kendilerine inandırıyorlar, Cevdet’in her söylediğiyle aynı fikirde olmayı da başarıyorlardı. Hiç ihtilaf yoktu, herkes bir birini destekliyor, övüyordu.

Vakit biraz ilerleyince Cevdet Özel Kalem Müdürünü arayıp ziyaretçilerin seyrekleştirilmesini istedi. Biraz da dinlenmeye ihtiyacı vardı. Artık yarım saatte bir “bir ihtiyacınız var mı?” demek için güzel bayanlar içeri giriyordu. Japon geyşalarını aratmayacak derecede saygılı ve cilveli olan bu bayanlar, seçme güzellerden oluşuyordu. Eğer birkaç defa daha “bir ihtiyacınız var mı ?” diye soracak olurlarsa Cevdet’in hakikaten ihtiyacı olacaktı bunlara.

Son gelen bayan “Bir şey içer misiniz? Getireyim mi?” diye sordu. Cevdet neredeyse “Kadehinde zehir olsa içerim” diyeyazdı. Son bir hamleyle kuru dudaklarının ucuyla “su” diyebildi.

Akşam yemeğinde Cevdet Başbakan ile birlikteydi. Ona minnettarlığını nasıl sunacağını bilemiyor, övmek için fırsat kolluyordu. Güzel bir mekanda krallar gibi yenen akşam yemeğinden sonra Cevdet’i lüks bir makam aracıyla Ankara’nın en iyi oteline götürdüler. Hemen yatıp dinlenmeliydi, yarın bakanlığa resmen başlayacaktı.

Fakat uykusu bir türlü gelmiyordu. Sanki bir şeyler eksikli. Hatırladı. Namaz kılmamıştı. 35 yıldır beş vakit namazını kılar, bir vakti kazaya kalırsa ıstırap çekerdi. Üst üste birkaç vakit namazını kazaya bıraktığı olmamıştı. Bu gün ise namaz kılmak hatırına bile gelmemişti. Namaz aklına gelince gün içinde yaşadıklarını anımsamaya başladı. Palavraları sıralamış, namahreme iç geçirmişti. En sevmediği şey yalakalık olmasına rağmen gününü yalakalarla harcamıştı. Kendisine yapılan övgüleri memnuniyetle kabul etmiş, kendisi de Başbakana aynısını yapmıştı.

Cevdet pişmandı. Yatağın üstüne bağdaş kurup ağlamaya başladı. Daha bakanlık görevine başlamadan kişiliğini kaybetmişti. Başkalarını uzaktan eleştirmek ne kadar da kolaydı meğerse? Kendisi daha göreve başlamadan bu güne kadar savunduğu değerleri unutmuş, sırt çevirmişti.

“Şeytandan ve siyasetten sana sığınırım Allah’ım” dedi. Kazaya kalan namazlarını kılıp devasa yatakta büzülerek uykuya daldı. Ertesi sabah Başbakana gidip “yapamayacağını” söyledi. Kafasının tavayla yarılması bakan olmaktan daha hoş geliyordu artık.

Bu yazı 541 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek