Berberdeki Hint bülbülü


Berber Kazım’ın şehrin işlek caddelerinden birinde bulunan daracık kuaför salonu o gün yine doluydu. Berber Kazım müşterilerinin çok olmasını işindeki maharetinin yanı sıra, hoş sohbetine ve salonun köşesinde asılı duran kafesteki Hint bülbülünün ortamı şenlendirmesine bağlardı.

Hakikaten de Hint bülbülü ötüşüyle ve kafesteki haraketliliğiyle müşterilerin ilgi odağıydı. Özellikle çocuklar sırf Hint bülbülünü izlemek için buraya gelirlerdi. O gün de Hint Bülbülü kıpırdak günündeydi. Kah tüneğe konuyor kah aynayı gagalıyor, sık sıkta uzun uzun ötüyordu. Oradan oraya konarken kafesin sallanmasıyla kafesin üst tarafındaki çıngırak ötüyor, çıngırak sesinden ürken bülbülün şaşkınca oradan oraya kendini atması müşterilerce ilgiyle takip ediliyordu. Berber salonunda herkesin neşesi yerindeydi, acaba bülbül cephesinde durum neydi ?

Hint bülbülü o gün pek de sıkıntılıydı. Özellikle kafesin içinde olması onu iyiden iyiye daraltıyordu. Kanatları olan bir hayvanın kafese mahkum edilmesi olacak şey değildi. Halbuki bülbül daldan dala gönülden gönüle konmak için yaratılmıştı. Aerodinamik kanatlar, parlak ve göz alıcı renklerdeki tüyler ve muhteşem ötüşüyle doğal ortamında çok canlar yakabilir, hayatını doyasıya yaşayabilirdi.

Ama şimdi kafese hapsolmuş, millete “zorunlu” maskaralık yapıyordu. Onun mahkumiyeti ve çektiği eziyetler başkaları için zevk kaynağıydı. Ağıt yaksa insanlar aşk şarkısı zannediyor, sıkıntıdan bunalıp kafeste gezinse onun “neşeli” olduğunu düşünüyorlardı.

Kafese uzun uzun baktı. Kafesin aslında var olmadığını, sadece beyninin kendine yaptığı bir oyun olduğunu düşünmeye çalıştı. Derin bir nefes alarak kafese doğru ok gibi fırladı. Ne yazık ki var olmadığını düşündüğü kafese olanca hızıyla çarpmıştı. Kafesin tellerinden seken bülbül tüneğe tutunmak istediyse de başaramadı. Çarpmanın etkisiyle sersemleyen bülbül önce suluğa çarptı ardından yem kasesine savruldu. Gagasına giren yemleri hışımla püskürttü.

-“Bu ne be ! kafeste olduğum yetmediği gibi bir de Nijer tohumu veriyorlar bana!” dedi.

-“Ne yersin diye hiç sormuyorlar, kendileri lahmacunları kebapları götürürken bana Nijer tohumu veriyorlar. Düşünebiliyor musunuz Hint bülbülüne Nijer tohumu !”diye sitem etti.

-Ne belli belki ben de kebap yerim, çiğ köfte yerim, hiç denemediniz ki !

Etrafına baktı tam tepesinde sakarlığını cümle aleme ilan etmek üzere bir çıngırak, altında ise kendi dışkılarının oluşturduğu kokulu bir gübre katmanı vardı. Kendi pisliğinden iğrenerek kafasını çevirdi. Ayna ile göz göze gelince irkildi. Birden havalanınca kafası yukarıdaki çıngırağa çarptı. Başına gelenlerin hıncı alırcasına aynayı gagalamaya başladı.

Müşteriler Hint bülbülünü ilgiyle ve neşeyle izliyorlardı.

-“Bak gene aynayı gagalıyor. Aynadaki yansımasını dişi kuş zannediyor geri zekalı !” diye alaylı şekilde konuştu Berber Kazım. Aklınca müşterilerine National Geographic  belgeseli sunar gibi Hint bülbülünü anlatıyordu.

-“Sensin geri zekalı !” diye çıkıştı Hint bülbülü. “Nereden de düştük buraya” diye düşündü. Hakikaten de ne zaman kafese girmişti ?

Geçmişini hatırlamaya çalıştı. Uçsuz bucaksız ormanlar, sarmaşıklar, başka hint bülbülleri, daha neler neler… Bir zamanlar derdin tasanın olmadığı özgürlük kokan orman havasını içine çektiği mekanlarda kanat çırpardı bülbül. Fakat oradan buraya nasıl geldiğini bir türlü hatırlayamadı.

Geçmişi düşününce aklına gelen ilk şey Süreyya’ydı. Ah Süreyya ah! Yeşil ile nar çiçeği renginin buluştuğu parlak tüyleri, keskin ve güzel bakışları vardı. Bayılırdı ucu kızıla çalan turuncu gagasına. Süreyya’yı birkaç kilometre öteden hatta onlarca kuşun arasından seçebilirdi bülbül.

Süreyya aklına gelince duyguları canlandı. Süreyya onun ilk ve tek aşkıydı. Onun için nice aşk şarkıları bestelemişti. Aşkını “gül ile bülbül”ünkinden bile yüce görüyordu. Süreyya ise ilgiden memnun olsa da müspet bir cevap vermemişti henüz.

Sonra Cevdet’i hatırladı aniden. Cevdet keskin gagası ve iri gövdesiyle Hint bülbülünün çetin bir rakibiydi. Cevdet de Süreyya’nın peşinde olanlardandı.  Hint bülbülü kendisi gibi “çok eşli Hint bülbülü” türünden olan Cevdet’i Süreyya’dan uzak tutmak istiyordu. Süreyya ise “tek eşli Hint bülbülü”ydü, yani kocasının tek hanımı olabilirdi.  Ortak dostları Sürreyya ile tür farklılığı nedeniyle evlenmesinin imkansız olduğunu söylüyorlardı bizim Hint bülbülüne. O ise kalbinin ömrünün sonuna kadar Süreyya’ya ait olduğuna dair yemin ederdi, saatler süren serenatlarında.

Hint bülbülü geçmişini kısmen hatırlasa da buraya nasıl geldiğini bir türlü anımsayamadı. Gerçekleri kabul etmeliydi. Burada ne özgürlük, ne aşk ne de istediği bir hayat vardı. Kendi tercihi olmayan bir hayatı yaşamak zorundaydı.

Odanın içerisindeki insanlara tiksinerek baktı. Önce kendisi üzerinden para kazanan Berber Kazım’a, sonra kendisini izleyerek neşelenen müşterilere. Dikkatini bekleme koltuğunda uyuklayan Sadri çekti. Sadri’yi görünce alay etme sırası Hint bülbülüne geldi. Bu adam bekleme koltuğuna patates çuvalı gibi yığılmış, uyukluyordu. Ne ağzından akan salyaları ne de yarısı dökülmüş kır saçlarının kafasında kuş yuvası gibi göründüğünün farkındaydı.

-“Daha eve gidene kadar enerjini tüketmişsin. Evine gidince eşine çocuklarına ne verebileceksin bu saatten sonra” diye alaycı şekilde ötmeye, ötüşüyle de Sadri’yi uyandırmaya çalıştı. Sadri’nin uyanacağı yoktu. Avazı çıktığınca bağırmaya başladı:

-Sadriii, uyan Sadri, seni miskin herif..

Ne Sadri mi ? Bülbül Sadri’nin ismini nereden biliyordu ? Çünkü bu kendi ismiydi.

Berberin dürtmesiyle Sadri uyandı. Önce ellerini, kollarını yokladı. Ne kanattan nede tüyden eser vardı. Bülbül değildi artık. Başını iki yana hafifçe salladı, kendine gelmeye çalıştı.

İşten çıkışta uğradığı berber salonunun koltuğunda uyuyakalmıştı. Koltuğa oturunca kafesteki Hint bülbülü gözüne çarpmıştı. Hint bülbülünü kendine benzetmişti. Çünkü Hint bülbülü de kendisi gibi sınırları başkası tarafından belirlenmiş, kendi seçimi olmayan bir hayatı yaşamak zorundaydı. Ne eşinden ne de işinden memnundu. Sosyal statüsünden de memnun değildi, çevresindeki arkadaşlardan da.

Kafesteki hint bülbülünü görünce onu kendisine benzettiğinden olsa gerek  kendini rüyada Hint bülbülü olarak görmüştü. Bülbül olmadığı için derin bir oh çekti. Yine de yüreğine inceden bir sızı saplandı:

“Ah Süreyya ah ! Kim bilir nerelerdesin ?”

 

Bu yazı 576 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek