Bizans Ahmet


Genellikle kişi kendine takılan lakabı başkalarından öğrenir. Lakap takılması zaman alan bir süreçtir. Biri bir şey der, öbürü başkasına yayar. Bakmışsınız ki lakabınız olmuş. Üstelik lakabı kimin taktığı da belli değil.

Fakat Bizans Ahmet kendi lakabını kendi takmıştı. Kırşehir’in bir köyünden İstanbul’a taşınalı bir hafta olmuştu. Mahalledeki kahvede bir yandan çayını yudumlarken bir taraftan da konuşulanlara kulak misafiri olarak taşındığı gecekondu mahallesinin sakinlerini tanımaya çalışıyordu.

Sohbet kimin ne zaman İstanbul’a yerleştiğine gelmişti. Ahmet’in konuşulanlardan anladığı İstanbul’a ne kadar eski gelinirse o kadar makbul kabul edileceğiydi. İnsanlar kendileri de İstanbul’a sonradan gelmelerine rağmen kendilerinden sonra gelenleri küçümsüyorlardı. Sohbetin kendisine sıçramasından çekinen Ahmet çayından büyük bir yudum alıp oradan ayrılacaktı ki birisinden can alıcı soru geldi:

-Hemşerim seni yeni görüyorum. Nerelisin sen?

Ahmet önce afalladı. Sonra “Buralıyım ben!” dedi.

-Nereli yani?

-İstanbul’lu!

-İstanbul’un neresinden?

-İçinden!

-İçi derken?

-Beşiktaşlıyım ben doğma büyüme!

-Baban nerden gelmiş?

-Babam da Beşiktaşlı.

-Deden mi göçmüş?

-Yok biz hep buradaydık!

-Mübadelede mi geldiniz?Muhacir misiniz?

-Yok çok önceden buradaydık!

-Sen Ermeni, Rum falan mısın?

-Yok çok çok önceleri bizim atalarımız burada yaşarmış.

-İstanbul’un fethiyle mi yerleştiniz?

İş iyice inada binmişti.

-“Benim 86. kuşaktan dedem Bizans’ta psikoposmuş!” dedi Ahmet. İstanbul’a kamyon kasasında gelen köylü damgasını yememek için Bizanslı olmayı seçmişti.

Durumu sağlamlaştırmak için sonraki on gün boyunca soranlara aynı hikayeyi anlattı Ahmet. Kendine “Bizans Ahmet” lakabını taktırarak “kamyon kasasıyla gece yarısı gelip güzelim İstanbul’u işgal eden şark kurnazı köylü” damgası yemekten kurtulmuştu.

Fakat ilerleyen yıllarını kendisine vurulan gavur damgasını silmeye çalışarak geçirdi. Kırşehirli olduğunu, mahalleye gelince diğerlerine şaka yapmak için Bizanslı olduğunu söylese de kimseyi inandıramadı. 10 günde kendine taktırdığı “Bizans Ahmet” lakabını 10 senedir silemiyordu.

Ahmet pek dindar biri değildi. Bu da onun “gavur”luktan kurtulmasını zorlaştırıyordu. Zaten Müslüman olan Ahmet Müslümanlığını kanıtlamak için her sene kurban kesiyordu. Bu sene çıtayı büyütmüş, 1 tondan fazla gelen bir boğa satın almıştı. Üstelik hisseli de değil sadece kendisi için kesecekti kurbanı. Mahalle Müslüman görsündü.

Kurban bayramının ilk gününde Ahmet boğayı ağaca bağlamış, boğanın yanına koyduğu sandalyeye oturarak yamaç manzarasını seyrediyordu. Yoldan gelip geçenler görsünlerdi gerçek Müslümanı. Herkese Müslüman olduğunu kanıtladıktan sonra ikindi vakti danayı komşularının yardımıyla  kesip etlerini mahalleye dağıtacaktı.

Kuşluk vakti yanına sarı saçları yüzünün kenarlarını örten sevimli bir kız çocuğu geldi.

-“Amca sen gavur değil misin, neden kurban kesiyorsun?”dedi çocuk saflığıyla. Ahmet kızı çocuk deyip küçümsemedi. Yaşadıklarını kendini sabırla dinleyen çocuğa uzun uzun anlattı. Nasılsa ikisinin de vakti boldu.

Ahmet’in hikayesini ilgili gözlerle dinleyen kız çocuğu bir şeyi merak etmişti:

-“Madem gavur olmadığına kimse inanmıyor, buradan neden taşınmıyorsun? Gittiğin yerde 10 senedir İstanbul’da oturuyorum dersin.”

Sahi ya neden taşınmıyordu?

Bu yazı 531 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek