Boşa geçmeyen çocukluk


Çocukluğunda sosisli sandviç satmıştı. Hardalı ve sosu okkalı cinsinden esaslı sandviçler ama.  Üzerine özenle patates püresi sürerdi. Cebinde harcayacak beş parası yoktu. Müşterisi olan işçiler şantiyeden çıktıklarında ondan patates püresi ve bira isteyince çaresizlikten başını sallar, buzdolabında az sayıda kalan bira şişelerinden bardağın kenarına taşırmamağa gayret ederek  kupalara doldururdu. Köpüren biradan nefret ederdi, bardaktan taşıyor diye. Püre servisi yaparken ise içini sımsıcak bir eve özgü duygular kaplardı. O an öyle bir evde olmak için neler vermezdi ki… İçinde,  sakallı kaptan amcanın çocuklara serüvenlerini anlattığı ev. Hatta bacasından da karlı kış akşamında mutlaka dumanlar tütecekti.  Çok zor günlerdi. Para kazanmanın önemini o zaman anlamıştı. Çok sevdiği okula gidememe pahasına.

 Okulda Jack diye bir arkadaşı vardı. En çok onunla anlaşırdı. Esmer, uzun boylu, her halinden okumuş bir aileye mensup olduğu anlaşılan. Davranışları ölçülü ve sadeydi Jack’in.  Norman’ı hiçbir zaman incitmemişti. Gösterişe kaçmadan kibar birisiydi.  Birlikte kasabanın Güneyindeki gölün kenarında kâğıttan kayıklar yapıp yüzdürürlerdi. En sevdikleri oyunlardan biri olan bu eğlence onları birbirlerine yakınlaştırmıştı. Gün boyunca canları hiç sıkılmadan, konuşmadan kayıkları yüzdürürlerdi. Rüzgardan yararlanmak onlara mutluluk veriyordu.

 Jack’in babası diplomattı. Her zaman uzak ülkelere giderdi. Fred, dünyayı Jack’in babasının görevlerini anlattığı söyleşilerinden öğrenmişti. Ona uzaktan uzağa imrenir, bir gün kendisinin de uzak ülkelere gidip, hayatın sıkıntılarından kurtulacağını ve gamsız tasasız  çocuklara  sahip olacağını düşlerdi.

 Bir sevimli çarşamba günü Jack’i,  kolunda uzun boylu ve güzel bir kızla görünce hayıflanmıştı. Kızlarla arkadaşlık kurmaya yetecek kadar parası olmadığı için. Marry, onu görünce yüzünde canlı bir tebessümle selam vermişti. Marry’nin de onu  Jack kadar doğal bir yakını olarak karşılaması bütün rahatsızlığını geçirmişti. Marry okumuş ve okuduklarından bir şeyler  anlayan, kafalı bir kızdı. Bu Norman’ı rahatlatmıştı. O günden sonra her yere üçü birlikte gitmeğe başladılar.

 Güneş batarken gölün üzerinde eflatunumsu renkler de yansımalar yapıyordu. Yüzen üç beş benekli ördek sessizce, onlara aldırmadan karşı kıyıya doğu yol alıyordu. Ördeklerden küçük, sarı renkli olanı geride kaldı. Diğerlerinin karşı kıyıya varmasına elli metre kalmıştı. Ve karşıda onları tutabileceğini zanneden bir kedi bekliyordu.

 ***

 Fred’in işleri yolunda gitmiyordu. Maymun iştahlı okuyucunun taleplerini zamanında keşfedemiyordu artık. Önceleri böyle bir sorunu yoktu çünkü ne yazsa meraklı okur derhal kitapçılara koşuyor, okuyordu. Yeni yetişmekte olan gençler büyüklerinden görüyor, hevesle onlar da okuyucu kervanına katılıyordu.  Amerika taşrasının bir numaralı okunan yazarı olmuştu. New York Times bile kendisinden bahsediyordu her hafta. Taşraya böylesine hitap eden bir yazarı şehirli de okumak istiyordu. Eleştirmenler onu taşranın O’Henry’si olarak görmeğe başlamışlar, edebiyat matinelerine davet etmeğe başlamışlardı.

 Ne olmuştu birden? Ona olan ilgi neden azalıvermişti birden?! Merakından çatlıyordu.  Onca tecrübesine rağmen, okuyucu ondan kaçan bir tavşana benziyordu. Rüyasında bile sürekli bir şeyler kovalıyordu kendisini o lanet hayvana benzeyen. Yetmişine merdiven dayamış biri için kolay değildi aktif bir yazar olarak kalabilmek. Şimdi Paul gibi bir küçük yayıncıya kalmıştı. Bütün ömrünü bu kasabaya vermişti. Allahtan büyük şehir Washington D.C.ye yakındı da taşralılık hissetmiyordu. Üstelik ülke geneline yayılmak, tanınmak böylesine bir yerde daha kolay oluyordu. Onu bu kasabaya  iyi huylu eşi bağlamıştı aslında. Değilse serüven düşkünü, gezgin ruhlu bir delikanlıydı. Serüven yerine âşık olmayı, karısını sevmeyi ve huzuru tercih etmişti. Karısı da onu tercih etmişti. Bu daha da önemliydi. Ünlü olmanın onu ayakta tutmağa yetecek kadar çok fazla destek vermeyeceğinin bilincindeydi.

Bu yazı 410 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek