Damlaya yolculuk


Olanca hızla düşüyordu. Gözlerini açıp aşağıya doğru bakmak istedi. Aşağıda yeşil desenli halı gibi uzanan yeryüzünü görmek için çabalasa da diğerleri manzarasını kapatıyordu. Zaten hava kapalı ve sisliydi. O an mutlu olmak istedi çünkü mutlu olmanın zamanı gelmişti. Fakat bu panik haliyle nasıl mutlu olacaktı ki?

Elif düşüşünü aslında böyle hayal etmemişti. Sude’nin elinden tutarak kendini usulca boşluğa bırakacaktı. Düşerken yeryüzünü doyasıya seyredecek, yeniden temiz olmanın mutluluğunu yaşayacaktı. Rüyalarında gökyüzünden aşağıya düştüğünü, toprak kokusunu içine çekerken çiğ tanelerinin etrafında dans ettiğini görürdü hep. Elbette yanında Sude de olacaktı. Sahi Sude neredeydi?

Can yoldaşını aramak için etrafına bakındı. Yağmur damlası olarak geçireceği birkaç saniyesini hayallerini yaşamaya çalışarak değil Sude’yi arayarak geçiriyordu.

Elif ve Sude birer su damlacığı idi. Birbiriyle Hasan Dayı’nın bostanında tanışmışlardı. O zamana kadar yer altının soğuk, durgun ve temiz sularında yaşayan Sude kuyudan çekilip bostana sürüklenince çamura bulanmıştı. Daha önce hiç karşılaşmadığı pis ve karışık ortam nedeniyle ağlıyordu. Elif ise hareketli ortamlara alışıktı. Kendini bildiğinden beri akarsularda seyahat eden Elif bostana gelince biraz afallasa da son durağının burası olmadığını bildiği için daha sakindi.

Ağlamakta olan Sude’nin yanına giden Elif onu teselli etti. Kaynaşmaları uzun sürmemişti. Bundan sonraki yolculuklarını birlikte sürdürmeye karar verdiler. Sude hiçbir zaman eskisi kadar temiz olamayacağını düşünüyordu. Elif onu teselli etti:

-Merak etme bir yolu var. Fakat önce göğe yükselmemiz lazım. Daha sonra yağmur damlası olarak aşağıya düştüğümüzde tertemiz olacağız.

İkili kendilerine bir hedef koymuşlardı:

”Yağmur damlası olmak”

Ancak o zaman gerçek mutluluğu bulabilirlerdi. Bostanda çok da uzun süre kalmamışlardı. Bir gün sonra yer altına çekilmişler, ikinci günün akşamında ise denize giden bir akarsuda yerlerini almışlardı. Sude göğe çekilmekten çok korkuyordu:

-Ne yani görünmez olana kadar mı ayrışacağız? Peki o haldeyken nasıl bir araya geleceğiz? Ya tekrar bir araya gelemezsek?

Elif ise Sude’yi teskin ediyordu:

-Merak etme sistem böyle işliyor. Hem yukarıdaki manzara çok güzelmiş. Kendini havaya salıveriyormuşsun, o seni kucağında aşağıya doğru indiriyormuş. Buharlaşmaktan korkma! Ancak böylelikle temiz olabileceğiz.

Nihayet ulaştıkları deniz çok tuzluydu. Buharlaşacak olmak onları biraz ürkütse de bir an önce buharlaşmak için dua ediyorlardı. Akşam yatarken bir birine sıkıca sarılan ikili bir günün sabahında kendilerini çok garip hissediyorlardı.

Elif ve Sude buharlaşmıştı. Birbirlerini göremeseler de yakında olduklarını hissedebiliyorlardı. Daha sonra üşümeye başladılar. Bu soğuğa uzun süre tahammül etmelerinin imkanı yoktu. Yükseklerdeki hava soğuyunca Elif ve Sude yoğuşmaya başlamışlardı. Yağmur damlası haline gelen Elif ilk önce Sude’yi aradı ama bulamadı. Tam da mutluluğu yaşayacağı sırada Sude’yi bulamaması onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Hayal kırıklığının bir nedeni de yağmur damlası olmanın o kadar da keyifli olmamasıydı. Kendisiyle birlikte aşağıda doğru inen milyarlarca damlaya çarpmamaya çalışmak zorundaydı. Üstelik
sisli hava yüzünden pek bir şey de göremiyordu. Görse de ne olacaktı ki zaten? Yağmur damlası olarak ancak birkaç saniye kalacaktı.

Elif bunları düşünürken hızla yere çarptı. Yanına da Sude düştü. İkili birbirini görünce sevindiler. Demek ki mutlu olmak için şart koşmaya, şöyle olursa mutlu olurum demeye gerek yoktu. Birlikteyken zaten mutluydular…

Bu yazı 635 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek