İbrahim Beyle Zaman İçinde Bir Yolculuk


Gözlüklerinde toz, ayağında toz. Bu her gün böyleydi ne olacaktı? Bunu düşünmeye vakti yoktu. Dorcamanu, yerden taşı aldı. Akinetheon buradan geçmiş, hımm…

Profesör, bu kadar ipucuyla yetinecek adam değildi. Bunun ötesi var. Annesi ile nerede karşılaşmıştı? Okuduğu esere göre, sarayda. Mısır’a geldiğinden bu yana kilometrekarelerce adım adım Mısır’ı dolaşmış, Nil’de yayan sahilde turlamış, adımlamış, en ufak bir delil bulamamıştı. Bazı günler böyle verimsiz, cansıkıcı olurdu. Tümdengelimi denemeliydi. Tümevarımdan yola çıkarak sarayın yerini bulması mümkün görünmüyordu. Geçmişin dedektifi olmak buydu demek. En zor zamanında yanından tek bir yadım eden yoktu. Mesleğinin garip cilvesi bu olsa gerek. Botanik tahsil etmesi de faydalı olmuştu ama bitkibilimin yararlarından faydalanmak bir milyonda birdi.

Türkiye’deki yazar İbrahim beye yazalı çok olmuş, ancak ondan da bir yanıt alamamıştı henüz. Portakal suyunu bardağa boşalttı. Kolonyalı mendile alnını sildi. Cebinden kuru bir peçete çıkararak pabuçlarının tozunu aldı. Keçileri kaçırıyor muyum ne, herhalde yoğunluktan olacak.

Ayakkabısındaki toz lekesi piramit şeklindeydi sanki. Çok garip, ben Avrupa’dayken durum böyle değildi?!…

Lokantanın önünde buruşmuş ve toza toprağa bulaşmış eski bir gazete parçası buldu. Karnındaki şişkinlik ve gaz hala rahatsız ediyordu. Öne eğilirsem, göbeğimdeki basınç artacak, yine ağrıyacak karnım. Yarın döner bir bakarım ben bu kanıta. Kanıt olmasa bile benim kafamı dinlendiriyor. Sartre’ın Bulantı romanındaki başrol oyuncusu da eski, sararmış ve sokakta yerdeki eski buruşuk gazete parçalarına tutkundu. Sokak lambaları yanmaya başladı. Sokak kararıyordu işte. Bu eski Mısır’a belki de sekizinci gelişiydi. İyi bir pansiyon bulmuş, çalışmalarını özellikle mum ışığında sürdürüyordu.

Amacım en iyi arkeolog olmak değil. Ben kendim için Akineton’un başından geçen olayların aslını merak ediyorum. Acaba torununun torunu Manila’da mı, Paris’te mi, New York’ta mı yaşıyor. Bunu muhtemelen kendi de bilmiyordur. Bunu önce Obama’ya, Sarkozy’e, sonra kendisine devlet eliyle kendisine bildireceğim. Hiçbir zaman bu kadar inatçı olmamıştım. Yerde yeşil renkli bir üçgen taş buldu. Gözlüğüne yaklaştırdı. Üzerinde bazı çizgiler, şekiller olabilirdi.

Önünde iki yol vardı, ya İbrahim beyi, onun çizdiği yolu izleyecek, edebi metinden yola çıkarak İbrahim Beyin, Freud’un öğrencisi Jung’un ve antropolog Levi Strauss’u izleyecekti, ya da bu taşın yüzeyini inceleyecekti.

-Devamı Önümüzdeki ayın meçhul bir haftasının belirsiz bir günü- (Bu da illa ki, esrarengiz olacak, bu öyküye de bu yakışır J)

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 485 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek