İlginç hikayeler arayan adam 2


Namık neşeli başladığı sözüne hararet katarak devam etti:

-Ne kadar çapsız varsa amir yapıyorlar. Bunlar devletin kurumlarını itibarsızlaştırma projesi. Küçük Anadolu projesi bu. Küçük adamları büyük yerlere getir ki ülke küçülsün mantı bezelerine ayrılsın.

Namık bu sefer konuyu rekor hızda küçük Anadolu projesine getirmişti. Nedim tasdik etmekle gecikmedi:

-Öyle değil mi hacim, bölüyorlar ülkemizi.

Nedimden cesaret alan Namık konuyu dallandırdı budaklandırdı, çiçeklendirdi meyvelendirdi. Artık vatan hainlerinin listesi alenen belli olmaya başlamıştı.

Namık’a tek cümlelik destek veren Nedim kulaklığını yeniden takıp bilgisayar ekranına gömüldü. Şu sıralar stadyum çimini kemiren bitin endemik akrabalarını koruyan bir proje üzerine çalışıyordu. FİFA’ya okutabilirse bu projeyi bir iki sene rahat ederdi. Nedim’in formülü de buydu.

Mükremin konunun gene aynı yerlere gelmesini istemiyordu. Dizginleri eline almazsa kısır tartışmalar yaşanacaktı odada.

-Eski müsteşarı genel müdür yapacaklarmış, dedi.

Ama Namık ana yoldan sapılmasına izin vermezdi. Konu nereden başlarsa başlasın varacağı yer belliydi. Ülkenin acilen kurtarılmaya ihtiyacı vardı:

-Ben ülkeyi bölüyorlar diyorum sen müsteşar diyorsun, genel müdür diyorsun. Bunlar hep aynı sistemin adamı ne fark eder?

Mükremin Namık’ın kararlı olduğunu gördü sustu, bulaşmadı. Ama Nihat öyle yapmayacaktı. Bu tür konuları cıvıtıp lapaya çevirmeyi severdi:

-İyi ya bölsünler, bize de kaymakamlık verirler!

Namık’ın gözleri pörtledi:

-Ne demek bölsünler, bölünce ülke mi kalır? Temizlemek lazım bunları.

Nedim destek verdi:

-Temizlemek lazım değil mi hacim.

Bunu der demez klavyesini tıkırdatmaya başladı. Ara sıra lafa girip ben buradayım beni yok saymayın demeye çalışıyordu. Paladyumcu Fikri’nin ise böyle bir kaygısı yoktu. Bu sıralar forexten sıkılıp reklamcılığa merak sarmıştı. Tık tık işiyle uğraşıyordu bir süredir. Tıkladıkça kazanacaktı. Ama kazanıp kazanıp zengin olamıyordu. Bu kazanın dibi delik miydi ne?

Nihat Namık’ın konusunu raydan çıkarmaya meraklıydı. Cins biriydi Nihat Mükremin’in kalemlerini bırakıp Namık’ın aksesuar arabalarını kurcalamaya başlamıştı. Bozması an meselesiydi. Anlaşılan çift yönlü çalışıyordu. Eliyle masayı kurcalıyor , diliyle sabit fikirli ideolojiyi kurcalıyordu. Maksat cinslik olsundu:

-Sıvı sabunla mı olacak bu temizlik?

Namık Nihat’ın maksadını anlamıştı:

-Yav gene konuyu cıvıtıyorsun!

Nihat pis pis sırıttı. Lafla olan vatanseverliğin reel olarak bir işe yaramadığını bildiğinden, kendisini ideolojisine adamış kişileri kışkırtmaya çalışırdı. Çünkü bu çok eğlenceliydi. Adamlar fikirlerini can havliyle savunurken Nihat yollarına balçık sıvamayı adet edinmişti.

-Katısından bir şey olmuyor biraz da cıvık olsun dedim.

-Neyse, konumuza dönelim. Yine kara propagandalar başladı. Ama bunlarında sonu gelecek.

Namık konuşmasını örneklerle sürdürürken Nihat ta saçma benzetmeler yaparak kafa bulandırıyordu. Mükremin’in aklı ise makremelerdeydi. Ah şu makremeler, örülüp yeşil yeşil dolarlar dönüşseydi ya.

Namıkla Nihat havanda su dövdüler öğlen oldu yemek saati geldi. İşte böyleydi Mükremin’in günleri, kırkayağın ayaklarını saymak kadar saçma, suya yazı yazmak kadar anlamsız. Ne Namık diliyle kurtarabilecekti vatanı nede Nihat yiyebilecekti kahkaha pirzolalarını. Paladyumcu Fikri tıklaya tıklaya internetin dibini delmiş, Nedim tıklata tıklata klavyeyi pöstekiye çevirmişti. Ama belki Makrameci Mükremin’in kukuletaları para ederdi kim bilir?

Devam edecek

Bu yazı 506 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye öyküler
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. saffet dedi ki:

    çok güzel bir hikaye, devamını sabırsızlıkla bekliyorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri