İşyeri Cingöz Rıfkı’nın hakimiyet alanıdır vaa mı itirazı olan?


Şirketin aydınlık geniş penceresinin önünde Rıfkı Bey, ayağa kalkmış, Masume Hanıma:

–          Bu konşimentonun evrakları hazır mı? Çabuk bana limana yaklaşan geminin kaptanını bağlayın!

Diye dikleniyordu.

Zavallı kızcağız şaşırarak elindeki bütün evrakları dış ticaret ve deniz nakliyat müdürüne verdi.

–          Sadece birini istemiştim. Bul bakalım!

Kızcağız, kafası karıştığı için bir an duralar, dili tutulur. Rıfkı’ya cevap veremez.

Annem şu adamın bana ettiğini görse valla içi kan ağlardı. Yine de anlatsam mı acaba?

Omzundaki melek, şimdilik yine de haber verme, kadıncağızın yüreğine iner. Babanı da, ananı da mutsuz etme, sen gençsin.

Ben gencim. İçine at Masume. Necla’ya anlatırsın, geçer. Peki bu adamın herkesle derdi ne?

–          Salih bey, bugün de geç geldiniz. Sayenizde patrona hesap veremedim.

–          Müdürüm tren gecikti. Siz tren gecikirse mesele olmaz, demiştiniz ya…

–          Hadi oradan. Bas git! Bak oğlum bir git!

–          Tamam müdürüm.

Rahmetli hesapları iyi bilirdi. Bize de kızmazdı hiç. Şeker gibiydi.

–          Tekin bey, Rıfkı bey sizi de çağırdı.

–          Ne..beni mi? Çağırmasa iyi olurdu.

Tekin’i çağırmaması lazımdı. Tekin bey hassas, alıngan biriydi.

–          Oğlum şu Rıfkı belasından kurtar beni!. Çarşıya gitti, oradan limana geçecek, deyiver!

–          Olur şefim, başüstüne.

Soğuk terler boşanır boynundan. Önündeki giriş ve nakliye işini yapamadığından terden sırılsıklamdır. Yakasını gevşetmesi de yetmez.

–          Nerde kaldı Masume! Çabuk gelsin!

–          Müdürüm, az önce gördüm holdingin sahibine yardım ediyordu.

–          Cingöz Rıfkı gayrı ihtiyari kravatını düzeltir. Öksürür. Başını öne eğer. Açık duran çekmecesini kapatır.

–          Ferit, bu müdürü başımıza Allah ceza diye verdi. Hüsnü bey müdürümüzken ne kadar rahattık. Adamcağızın tepesine çıkardık bir de. Hüsnü bey rahmetli olunca, biz de bittik. Bitti gitti huzurumuz. Bu bilgisizler gelince tepemize. Adamda hırs dersen gani.  Ama işi bilmez.

Necla hanım, o gün çocuğunun okul taksitini nasıl denkleştireceğini düşünüyordu. Çözüm kartta mı, kredi çekmekte mi.

–          Zırrrrr.

Usulca kalktı o da limana gitti. Çalan telefon zilinin kimden olduğunu biliyordu. Çalmaması lazımdı ama hayat bir eziyet tiyatrosunda figüran rolü almaktı. Mutlu insan var mıydı acaba? … Hem çalışıp, hem de mutlu olan.

–          Hüdaverdi seni gidi tembel herif seni! Ben çalışayım, sen evde işsiz güçsüz otur. Oğlanın taksiti bekliyor. Ne yapacağız.

Hüdaverdi acele el hareketleriyle cebinden ucuz sigarasını çıkarır, doğru bahçeye kaçar. Zira ikinci krize girmekten korkmaktadır.

–          Haldun bey! Dosyalar geldi mi? Kaptan bey neden kaçtı gene? Sen bilirsin.

–          Rıfkı bey, kaptan senin bu işten anlamadığının farkında. Gel sen bu işi bırak, bu büro da rahatlasın, daha iyi çalışsın. Hem patron da kazansın.

–          Nerde iş bulurum ki ben, beni kim ne yapsın be?!

–          Senin beceriksizliğin yüzünden millet sırada bekliyor. Hiçbir gemi bizi tercih etmiyor artık.

–          Peki bu makamım, bu koltuğum boş kalırsa ne olacak? Yerimi kimse dolduramaz ki, ben insanları ezip, iyi çekip çeviriyorum, iyi yöneticiyim ama. Bir işyerinde disiplin şart be hemşerim.

–          Seni bu işe biz koyduk, disiplin şart ama, sen şart değilsin.

–          Git Masume’den özür dile!

–          Dilemezsem? Benim de bir gururum var nihayetinde.

–          Evladım senin gururun, kibirli ve sinirli davranışların ne şirkete, ne millete, ne de devlete kazandırır.

–          Onca kalp kırdım ama şirket kazamadı mı?

–          O kazanılanları şirket personelimizin psikiyatri doktoru ve ilacı masraflarına ödedi. Yetmedi, kalanını da, holdingin genel bütçesinden ödedi. Haydi, güle güle.

Bu yazı 521 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek