Labirentteki deney faresi


Labirentin içindeki fare, usta manevralarla duvarlara çarpmadan hızla ilerliyordu. Birden karşısına kırmızı ışık çıktı. Yerinde bir hamle yaparak lazer ışığından kurtuldu. Nedenini tam olarak hatırlayamıyordu ama “kırmızı ışık” onun için tehlikeliydi. Nihayet hedefine ulaştı. Kokusu ta uzaklara ulaşan peyniri bir hamlede yuttu.

Ne garipti, bu sahneyi günde birkaç kez ve neredeyse her gün yaşıyordu. Her seferinde kırmızı ışığa değmeden peynire ulaşmaya çalışıyordu. Labirente konulduğunda bir kere olsun, “koşmuyorum! bana peynir lazım değil !” dememişti. Her seferinde bir lokma peynir için canını tehlikeye atıyordu.

Araştırma merkezinde hafızayla ilgili bir ilacın deneyleri yapılıyordu. İlaç farelere değişik dozlarla veriliyor ve labirente konuluyordu. İlk seferinde lazer ışığının acıtıcı etkisine maruz kalan farelerin, ilaç sayesinde lazer ışığının etkisini ve konumunu hatırlamaları hedefleniyordu.

Birçok insanın derdine çare olacak ilacın keşfedilmesi için canını tehlikeye atan fare bir “aziz”miydi? Yoksa peynir peşinde koşan sıradan bir fare mi?

Farenin deney amacını bilmediğini ve insanlığa hizmet gibi bir gayesinin bulunmadığını söylemeye gerek yok. Fare çok önemli bir iş için çalışsa bile sıradan bir fareydi.

Şimdi biz bir deney yapalım. Zihinsel bir deney ! Farenin içinde bulunduğu deneyin farkında olduğunu veya bizim küçülüp deney labirentine girdimizi farz edelim. Acaba ne olurdu?

Şimdi “fare ile ne alakamız var?” diyeceksiniz. Ortak noktamız fare ile aynı zihniyeti paylaşıyor olmamız olabilir mi?

Günlük hayatınızı düşünün… Koşuşturmacalar, çekilen sıkıntılar, yapılması gereken görevler, hiç bitmeye işler. Yıpranıyoruz, acı çekiyoruz, kendimizi ve başkalarını tüketiyoruz.

Ne için? Tabi ki para için! Parayı ne yapacağız? Tabi ki yiyeceğiz. Para bitince ne yapacağız, para kazanmak için çalışacağız. Parayı ne yapacağız? Tabi ki yiyeceğiz. Para bitince ne yapacağız…..

Şimdi anladınız mı fareyle benzerliğimizi ?

Peki fareyle aynı zihniyeti taşıyorsak, bu kadar gelişmiş bir beyne neden ihtiyacımız vardı?

Bunun cevabı “Biz bu dünyaya niye geldik?” diye merak edenleri de aydınlatacak!

Fare ile farkımızı ortaya koymak için!

Bu dünya aslında kocaman bir deney labirentidir. İnsanlar eline verilenlerle ne yapabildiği hususunda Yüce Yaratıcı tarafından sınanırlar.

Kimisi fare gibidir. Peynir için doğru yanlış demeden her şeyi yapar. Kimi biraz olsun fareden farklı olduğunu gösterir. Deney farelerinden beterleri de vardır. Lağım fareleri ve sıçanlar !Bu insanlar hayvandan bile aşağı tutum sergiler. İsterseniz  “lağım faresi” haline gelmiş insanı tasvir edelim. Adı da “Abdulpeynir” olsun.

Abdulpeynir güne peynir hayalleriyle başlar. Kah koşar, kah yatar. Kah çalışır, kah çalışırmış gibi görünür. Ama kafasında tek şey vardır “peynir”.

Abudulpeynir peynir peşindedir ama kendinin aslında “lağım faresi” olduğunu kimseye belli etmek istemez. Çünkü “Lağım fareleri”ne kimse yaklaşmaz. Maksadını gizlemek isteyen Abdulpeynir erdemliymiş, ahlaklıymış mesajları verir. Çok çalışmaktadır, yorulmaktadır, ülkeyi her gün defalarca kurtarmaktadır.

Peynir için kardeşini dişlemekten çekinmez. Bunu “Vatan, millet, Sakarya” edebiyatı yaparak gerçekleştirir ki kendinin ne derece “pislik” olduğu anlaşılmasın.

İnsanlar “ne için” çalışırlar?

Bir doktor düşünelim. Görevini yaptığında hem hayat kurtarmış, hem de para kazanmış oluyor. Doktorun hangi amaca öncelik verdiği fareye mi,  insana mı yakın olduğunu belirler.

İnsanlara faydalı olmayı hedefleyen doktor, insanlara faydalı olacaktır. Para kazanmak için insanlara faydalı olmak gerektiğini düşünen doktor ise bir yerde insanları yarı yolda bırakacak, kendine ihtiyaç duyanları yüzüstü bırakacaktır. İşte dıştan bakıldığında aynı işi yapan iki doktor birbirinden fare ile insan kadar farklıdır.

Çevremizde baktığımızda insanların, “insanlığa hizmet” adına nice fedakarlıklar yaptıklarını, yoğunluktan başlarını kaşıyamadıklarını, acılar çektiklerini görürüz. Bu insanların  “ maksimum erdemli” olduklarını ve her işi doğru yaptıklarını kafamızı ütülercesine yaptıkları “vaaz”larından hemen anlayabilirsiniz.

Peki içimizde bu kadar “melek” gibi karakterde ve işini profesyonelce yapan insanlar olmasına rağmen dünya neden bu kadar acılar, terslikler ve yanlışlıklarla dolu. Neden insanlar acı çekiyor? Neden insanlar depresyona giriyor? Neden işler yolunda yürümüyor?

İçimizdeki Abdulpeynir’ler yüzünden olabilir mi?

Bu yazı 780 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek