Modern gül ile bülbül hikayesi


Gül aktris olmaya hevesli bir geç kızdı. Boylu poslu, alımlıydı. Liseden sonra kast ajansa başvuran Gül vaktini film yapımcıları ve yönetmenlerin ofislerinde geçiriyordu. Yeni yüzler bu sektöre her zaman lazımdı. Gül her gittiği yerde kendini tanıtıyor, keşfedilmek için sabırsızlanıyordu.

“Küçük rol büyük rol yoktur” lafı saçmalıktı ona göre. İlk işi bile başrol olmalıydı. Yoksa figüranlıktan yükselmeye çalışmak aptallara göreydi. Bu arada boş durmuyor kişisel gelişim için kitaplar okuyor kurslara gidiyordu. Diksiyon kursu, şan kursu, beden dili kursu, hepsi iyi bir oyuncu olmak içindi. Okuduğu kişisel kitapları ona çok şey katmıştı. Örneğin önemli biri karşısında toy veya kendini beğenmiş biriymiş gibi görünmemek için neler yapması gerektiğini artık biliyordu. Ayrıca biraz da saf görünmeliydi. Sanki güzelliğinin farkında değilmiş gibi davranmalıydı. Yönetmenler böylelerini çok severlerdi.

Gül bir süre sonra sahte gülümsemeyi, saf görünmeyi, sahte mütevaziliği, entelektüelmiş gibi davranmaya, nerede ne söyleneceğini öğrenmişti. Artık kendisi gibi değil olması gerektiği gibiydi.

Bir de sevgilisi vardı Gülün. Mahalleden. Liseden beri takılıyorlardı Bülent’le. Bülent Gül’e sırılsıklam aşık olsa da Gül için oyuncu olmak daha öncelikliydi.

Yıllar bir genç kız için çok önemliydi. 20 yaşına basmıştı ama hala bir film teklifi gelmemişti. Figüran olmayı kabul edemezdi ama reklamlarda küçük rollerle işe başlamak belki daha iyi olacaktı. Çünkü hiç kimse tanınmamış birisine başrol vermeyi düşünmüyordu. Gül’ün bilmediği reklam oyunculuğunun başrol oyunculuğundan daha zor olmasıydı. Birkaç denemeden sonra dizilerde ufak roller almanın daha mantıklı olduğunu düşündü.

Şans bu sefer yüzüne gülmüştü ratingi fazla olmayan bir dizide şımarık kız rolünü kapmıştı. Dizi bir süre giderse Gül de ünlenebilirdi. Rolü küçük bile olsa çalışma saatleri uzun ve yorucuydu. Gül başrol hayaliyle sabretti bunlara. Dizisi de hemen yayından kaldırılanlardan olmadı.

Bir süre sonra Gül ünlü sayılırdı. Artık ünlüler gibi davranıyordu. Sevgilisi Bülent’le hala görüşmeye devam ediyordu. Fakat iyice ünlenirse Bülent’i bırakıp ünlü birileriyle takılması gerekecekti. Bülent’in seçme şansı yok gibiydi. O Gül’e tutulmuş, aşkına esir olmuştu. Bir süre sonra Gül düal aşk yaşamaya başladı. Yani magazincilere malzeme olsun diye ünlü biriyle barlara gidiyor, dertleşmek içinse Bülent ile buluşuyordu. Bülent’e diğerinin sahte olduğunu yeterince ünlenince bırakacağını söylemişti.

Bülent bunu çok da sahici bulmadı. Hatta Gül’ü kalbinden silmeye çalıştı. Ama olmuyordu. Bir süre sonra Gül ile Bülent’in ilişkisi iyice gizli saklı bir hal almıştı.  Gül Bülent’i yeni çevresinden saklamaya çalışıyordu.  Kendini gerçekten seven tek erkek olduğu içinde Bülent’ten ayrılamıyordu. Sonunda Bülent’e kod verdi. Bundan sonra telefon rehberine onu “Bülbül” diye tanıtacak, telefonda “Bülbül” diye seslenecekti.

Artık onlarınkisi gül ile bülbül hikayesiydi. Birbirini seven ama kavuşamayan çiftler olmuşlardı. Klasik gül ile bülbül hikayesinden farkı bu seferki bülbülün gülü kalbinden çıkarmaya çalışmasıydı.

Talih Gül’e gülmüş, bir sinema filminden fena sayılmayacak bir rol kapmıştı. Artık rol arkadaşıyla aşk yaşıyordu. Her zamanki gibi bu aşkı da sahteydi. Fakat artık Bülent’le daha seyrek görüşüyorlardı.

Hayat bir süre sonra Gül’e kavun yerine kelek yedirmeye başladı. Çabuk sönmüştü. Ya yan rollere veya figüranlığa razı olacak ya da pes edecekti. Gül çoğu beyaz cam takıntılısından farklı olarak pes etmeyi tercih etti. Çünkü gidişat ileride fırsatçılara meze olacağını ama hayallerine ulaşamayacağını gösteriyordu.

Bülent ile ilişkisini gözden geçirmesi gerekiyordu. En azından onu kaybetmemeliydi. Oldukça seyrek görüşüyorlardı. Bu durum sevgililer için pek de normal değildi.

Bir hafta sonunda buluştular eski günlerden, acı tatlı hatıralardan bahsettiler. Gül bir anormallik olduğunu fark etti. Sevgiliden ziyade birbirini uzun süre görmeyen dostlar gibiydiler. Belki de yıllanmış kanka gibi. Gül bir süre sonra garipliğin nedenini anladı. Bülent nişanlanmıştı.

-Neden? Diye sordu. Beni sevmiyor musun?

Bülent Gül’ün gözlerine bakmaya cesaret edemedi:

-Sana deliler gibi aşığım, ama senin başrol oyuncusu olamayacağın ne kadar belliyse, bizim de kavuşamayacağımız belli!

Gül şaşırmıştı:

-O zaman şimdi buluşmamızın ne anlamı kaldı ki? Madem ki nişanlamışsın!

“Sen elalemle sürterken iyiydi” demek isterdi. Ama onu kıramayacak kadar çok seviyordu. Geçiştirmek istedi:

-Sen istedin buluşmayı.  Belki de herkesin kendi yoluna gitmesi daha iyidir!

Gül Bülent’in kendisini bırakacağını hiç düşünmemişti. Hayalinin yıkılmasının şokunun ardından ilişkisi de bitmişti. Üstelik tek gerçek ilişkisi. İlişkisine özen göstermediği için kendini suçladı ve sustu. Bir süre sonra Bülent’in telefonu çaldı. Arayan nişanlısı idi. Bülent ne kadar da rahat konuşuyordu nişanlısıyla. Kendisinden hiç çekinmiyordu. Demek ki aralarındaki ilişki çoktan bitmişti.

Bu anlamsız buluşmayı daha fazla uzatmanın anlamı yoktu. Gül Bülent’i gerçekten sevip sevmediğini sorguluyordu düşüncelerinde. Sanırım sevmişti, ama bu aşk değildi. Belki biraz hoşlantı biraz da alışkanlık. Yoluna Bülentsiz de devam edebilirdi. İlişkisini kendisinin değil de Bülent’in bitirmesi pek hoş olmamıştı ama alınganlık gösterecek de değildi:

-Senin işlerin vardır. Nişanlınla falan buluşursun. Kalkalım istersen!

Bülent bunu bekliyordu. Bu sefer uzun uzun baktı sevdiğinin gözlerinin içine. Onu unutamayacağını biliyordu, onunla bir geleceği olamayacağını da. En azından vakur davranmalıydı.

-Tamam kalkalım, dedi. Cebinden bir onluk çıkarıp masaya bıraktı. Sanki hep tek başınaymış gibi sağına soluna bakmadan kapının yolunu tuttu.

İşte modern gül ile bülbül hikayesi böyle sona erdi. Hikayemizin kahramanları daha sonra başkalarına tutuldular, daha sonra başkalarına. Kalplerinden hiç aşk eksik olmadı, ama ilk aşklarının yarası kalplerinde kaldı.

Bu yazı 565 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek