Neticeyi arayan Hatice (3)


Kerem’in şaşırtmacası başarılı olmuştu. Kerem ayrılmayı savunurken Hatice var gücüyle bu ilişkinin neden sürmesi gerektiğini açıklıyordu. Çünkü ikisinin de bu ilk aşkıydı (!) Ayrılıp acı çekmektense biraz daha denemeliydi. Hatice’nin iç sesi şeytanla işbirliği yapmış, onu giderek Kerem’e kenetliyordu. Bir süre sonra ateşle barut yan yana geldiler. Kerem istediğini elde etmişti. Saat epey geç olmuştu. Hatice bu saatte geri dönemezdi. Yaşadığı duygu fırtınası zaten sinir sistemlerini iptal etmiş aklını fikrine bulaştırmıştı. Sabah olunca manzara Türk filmlerindeki gibiydi. Hatice zarıl zarıl ağlıyordu.

Kerem Hatice’nin ağlamasından artık bunalmıştı. Ağzındaki baklayı çıkardı:

-Aslında ben tıp öğrencisi falan değilim. Seni etkilemek için pembe bir yalan söyledim.

Bu yalana ne pembe ne de başka bir renk bulunabilirdi. Düpedüz iğfal etmişti. Kerem artık Hatice’yi başından def etmek istiyordu. Katalizör olarak da gerçekleri kullanıyordu.  Çünkü yalanla büyütülen ilişkilerden kurtulmanın yegane yolu gerçeklerdi.

Hatice şaştı kaldı. Olan olduktan sonra ne dese boştu.

“Pislik!” dedi o kadar. O günah yuvasında daha fazla duramazdı. Katakulliye gelmişti. Ne Kerem’in ailesinin neden hala gelmediğini sorgulayabiliyordu ne de Kerem’in neden böyle bir şey yaptığını. İlişkiye girip te öylece bırakmak veya sırf bunun için aylarca kahır çekmek anlaşılır şeyler değildi. Ama Hatice’ye değil neticeye bakmak gerekirdi.

Kapıyı çekti ve çıktı. Ortalıklarda oyalanmamalı, hemen eve gitmeliydi. Sincan dolmuşuna bindi, belki kafamı toplarım diye düşündü. Ama kafasındaki fikirler yere düşen nar tanesi gibi saçıldı. Artık bin bir düşünce volta atıyordu kafasında.

Önce “aileme ne diyeceğim?” diye düşündü. Doğru ya dün akşam eve gitmemişti. Epey düşündü ama hiçbir makul yalan bulamadı. Daha sonra kendini kınadı. Kızlığının elden gittiğine endişe etmiyordu da azar işiteceğine üzülüyordu. Bu düşünce ona dehşet verdi. Artık eskisi gibi olmayacak kapağı açılmış konserve muamelesi görecekti. Kesin pislik Kerem cümle cihana yayardı durumu.

Kendini yine kınadı. O pislikle yatmak mı kötüydü, yoksa fuhuş yaptığının yayılması mı? Dön dolaş bir bir gerçek sürekli karşısına çıkıyordu:

“PİSLİĞİN BİRİSİ ONU BECERMİŞTİ”

Peki hangi kısma daha çok üzülmeliydi? Namusunu kaybetmek mi daha kötüydü yoksa kandırılmak mı? O ana kadar ki sakladığı hazinesinin çalınması mı daha kötüydü yoksa adının çıkması mı? Şüphesiz ailesinin güvenini kaybetmek de kötü olmalıydı. Er geç öğreneceklerdi nasılsa.  Peki er mi öğrenmeleri daha kötü, yoksa geç mi öğrenmeleri daha felaket. Hiç öğrenmeme ihtimalleri var mı? Yada kendisinin bu olayı bir daha hatırlamama ihtimali var mıydı? Başkalarının bunu bilmesi mi daha kötüydü yoksa kendisinin hiç unutamayacak olması mı?

DEVAM EDECEK

Bu yazı 722 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek