Neticeyi arayan Hatice (4)


“Madem başıma bu geldi, bari zevkli olsaydı” diye düşündü. Kerem yasak bir şey yapmanın keyfini yaşarken Hatice yasağı çiğnemenin ıstırabıyla yaptığından bir tat alamamıştı. Peki hain Kerem’e bedenini sunup zevk vermek mi daha kötü yoksa hazinesini verirken hiç zevk alamamak mı? Dünyada daha büyük aptallık var mıydı? O zamana kadar korumak için canına dişine taktığı bekaretini zibidiye sunmuş, o şerefsizi mutlu etmişti. Kendisini de sürtük olarak anacaklardı. Bundan daha büyük aptallık “hiç olmazsa zevk alabilseydim” düşüncesiydi. Zevk alsa belki de vicdanen daha kötü hissederdi kendisini.  Günah işlerken bir de zevkin doruklarına çıkmak… Evet kesinlikle daha kötü hissederdi kendisini.

Ne kadar da saçma şeyler düşünüydü. Şu anda yaşayacağı tek gerçek babasının bacaklarını kıracak olmasıydı. Bir an “bizim ailemiz de “geniş” bir aile olsaydı işim kolaylaşırdı” diye düşünürdü. Belki “Olur böyle şeyler” derlerdi.

Yine kendini kınadı. Hayat komedi filmlerindeki gibi değildi kimse yaptığına “boş ver takma kafana” demeyecekti. Hem dese ne olurdu. Başkasının kendini affetmesi mi önemli, yoksa kendi kendisini affetmesi önemliydi? Kendisini affetse Yaratan onu affedecek miydi?

Kendini teselli etmeye çalıştı. ”Hiç olmazsa başkasını aldatmadım. Sadece zina bu aldatma sayılmaz” İrkildi:

“Ne zina mı? Şimdi ben fahişe mi oldum?

Sıkıntısından boncuk boncuk terlemeye başladı. Hakikaten kötü bir şey yapmıştı. Kendini asla affetmeyecekti. Bundan sonra başına geleceklere razıydı. Ne derlerse desinler hak etmişti. Peki ya anne babası akrabaları hak etmiş miydi boynu bükük yürümeyi? Onlara kendini nasıl affettirecekti?

Kendini teselli etmesi gerekiyordu. Zaten kötü bir şey yaşamıştı. Vicdan azabının boyunu geçtiği şu dakikalarda biraz olsa nefes almalı içine su serpmeliydi:

“Bu benim hayatım, bir tercih, yaptım, biliyorum aptallıktı ama yaptım işte. Benim kararım, benim bedenim, benim hayatım, kime ne? Tövbeyi de kendim ederim, cezayı da çekerim!” bu düşünce biraz olsun ona güç vermişti. Ama etkisi uzun sürmeyecekti. Herkesi, hatta kendisini kandırabilirdi ama vicdanını kandıramazdı. İnsan hem sosyal bir varlık olarak çevresine hem de kul olarak Allah’a karşı sorumluydu. Hem de kendisine karşı sorumluydu. Kendisine emanet edilen bedeni bozuk para gibi harcayamazdı. Demin biraz olsun nefes almıştı, vicdanı yeniden devreye girince başını yeniden kaynar sulara soktu.

Belki pek dindar biri değildi Hatice ama kendine göre kişiliği, inandıkları vardı. Ona güvenenler, beklentileri olanlar vardı. Bunları boşa çıkarmaya hakkı yoktu. Kendisi bile kendinden beklenti içindeydi. En azından koca bulmayı veya bir şekilde ayakta durmayı umuyordu. Yaptığı aptallıktan dolayı kendini affedecek değildi. Kızını üniversiteye göndermek için zaruri ihtiyaçlarını bile kısıp parayı dersaneye yatıran babasına, beyaz duvakla gelin etmenin hayalini kuran fedakar annesine ne diyecekti?

DEVAM EDECEK

Bu yazı 385 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri