Organik Ahmet


Ahmet bütün umudunu iyi geçecek hasata bağlamıştı. Böyleye gırtlağa kadar olan borcunu ödeyebilecekti. Tohumuydu, mazotoydu, ilacıydı derken hiç açılmadığı kadar açılmıştı. Neyse ki bu sene mahsul verimliydi. Çiftçilerin yüzü gülüyordu.

Ahmet eline kağıdı kalemi alıp hesap yapmaya başladı. Domatesin kilosunu 60 kuruştan satsa, bu sene 100 ton mahsul olsa bu 60.000 TL kazanç demekti. Ahmet’in 30.000 TL borcu olduğuna göre 30.000 TL kalacaktı. Ahmet’in gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Hiç bu kadar parayı bir arada görmemişti.

Fakat şanssızlık ve fakirlik çiftçinin alın yazısıydı. Ahmet’in mahsulü 100 tondan bile fazla gelmesine rağmen şekilsizleri ve küçükleri çıkınca 30 tona düşmüştü. 70 tondan fazla domates sırf yeterli büyüklükte değil veya şekli bozuk diye elde kalmıştı. Ayrıca domates yer yerde bol olduğu için fiyat 25 kuruşa düşmüştü. Mahsulün bol olduğu yılda bile zarar etmek Ahmet’i çileden çıkarmıştı.

-Yeter artık, İstanbul’a gidip, satılmayan domatesleri kendim satacağım!

Dedi. Başka çaresi de yoktu. Borçlarını bir şekilde ödemesi gerekiyordu. Hanımının altınlarını bozarak İstanbul’da küçük bir yer tuttu. Tarlada kalan domatesleri kiraladığı kamyonetle getirip burada bir liradan satmaya başladı. Planı tutmuştu. O sene borçlarını kapatabilmişti. İstanbul’da yaşamak köyde oturmaktan karlıydı. İstanbul’a yerleşerek manavlık yapmaya başladı. Köylülerinden şekli bozuk diye satılmayan ürünleri satın alıp İstanbul’da “Köy sebzesi” diye satıyordu. Alış maliyetleri düşük olduğu için ucuza satsa da işleri çok iyi gidiyordu. Köylülerin satılmayan mallarını satın alan Ahmet köyde halk kahramanı ilan edilmişti.

Manava gelen müşteriler ürünlerin organik olup olmadığını soruyorlar Ahmet de “organik değil sadece köy ürünü” diyordu.  Bir arkadaşı sebzeleri organik diye satarsa çok kar edeceğini söyledi. Zaten sebzeler bozuk şekilli olduğu için herkes organik zannediyordu.

Ahmet o zamana kadar dürüst yaşamıştı ve işleri de fena gitmiyordu. Acaba sebzeleri organik diye satsa bu yalan olur muydu? Ya da bu kadarcık yalandan bir şey olur muydu?

Sonunda Ahmet insan görünümlü şeytanların ikide bir dürtmesine dayanamadı. Sebzeleri organik diye yüksek ücretten satmaya başladı. Ürünler pahalı olmasına rağmen kapış kapış gidiyordu.  Kısa sürede Ahmet büyük paralar kazandı kendine bir kamyon aldı. Adı da organik Ahmet’e çıktı.

Fakat köylüleri bu durumu çekemiyor, Organik Ahmet’in kendi sırtlarından para kazanmasını hazmedemiyorlardı. Organik Ahmet’ten şekli bozuk ürünlere de piyasa normalleri kadar ücrek ödemesini, aksi halde ürün vermeyeceklerini söylediler. Organik Ahmet bu işe şaşırmıştı. Elde kalan, ziyan olacak ürünleri parayla satın alması zaten bir lütuf olmalıydı köylüler için. Başkası bu ürünleri almıyordu ki? Kendisine teşekkür etmek yerine nankörlük yapıyorlardı.

O da köylülere ürünlerini almayacağını söyledi. Ne de olsa kamyonu vardı. İstediği yerden ürün alabilirdi. Fakat bu sefer Organik Ahmet’in hesapları tutmamıştı. Çünkü manavda satacağı ürünleri sağlıklı bir şekilde tedarik edemiyordu. Manavda sürekli sebze satılabilmesi için manava düzenli sebze temini gerekiyordu. Ahmet düzenli sebze temin etmeyi başaramıyordu. Bazı çiftçiler Ahmet’i tanımadığı, güvenmediği için mal vermiyorlar, bazıları ürünleri Ahmet’in istediği zamanda yetiştiremiyordu. Demek ki tedarik işi başlı başına bir organizasyon işiydi.

Bunun üzerine Ahmet kamyonunu satarak kendi üretim çiftliklerini kurdu. Epeyce masrafa girmişti. Ama sistem düzgün işlerse getirisi de yüksek olacaktı. Fakat yüksek miktarda sebze üretimi, aynı zamanda da manavlık yapmak Ahmet’in altından kalkabileceği bir iş değildi. Bocalamaya başladı. Adam tuttu. Ama adamların çalışması için bile başında durmak gerekiyordu. Hanımı işlerini küçültmesini halden sebze alıp sadece manavlık yapmasını önerse de hızlı parayı gören Organik Ahmet bu saatten sonra paranın damlayarak gelmesine razı olamazdı. Hırsı Ahmet’i esir almıştı.

Sonunda Organik Ahmet işlerini yürütemedi, yığınla borca girerek iflas edince nerede hata yaptığını sorgulamaya başladı.

Keşke sebzelere organik demeseydi. Küçük bir yalan büyük karlara götürebildiği gibi iflasa da götürebiliyordu. Üstelik bunun bir de öbür tarafı vardı.

Bu yazı 706 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat