Profesör Dorcamanu’nun Benzersiz Çalışmaları


Gözlüklerinde toz, ayağında toz, profesör Dorcamanu araştırmaya devam ediyordu.. Bu her gün böyleydi ne olacaktı? Bunu düşünmeye vakti yoktu. Dorcamanu, geçen hafta yerden aldığı taşı cebinden çıkardı. İbrahim Bey Akinetheon’u bırakmış olmalı..hımm” diye mırıldandı. İbrahim Beyin izini sürmek zor ama giderek yaklaştığımı hissediyorum.

Profesör, bu ipucunu beğenmişti. İçinden kendini takdir etti. Yarından tezi yok Türk Hava Yollarından bir bilet almalı Türkiye’ye. Bakalım bu iz bizi nereye götürecek? Peki İbrahim bey, Akineton’u hangi ilaçla birlikte alıyordu, onu bulmalıydı. Peki bu işten anlayan bir doktor bulur muyum acaba orada? Bakalım kader bizi hangi şehirde buluşturacak?

Dorcamanu, ilkokuldan beri muzip bir kişiliğe sahipti ama bunu ciddi yüz ifadesiyle ve profesörlere has dalgınlığı ile pek hissettirmezdi. Akademik çevreler onu hafife almasın diye, esprilerini kendine saklar, gizli yapardı. Mesela şu an espri olsun diye cebinde taşıdığı yünden 10 cm.lik ip ucu gibi. Yoruldukça arada bir, cebinden bu ip ucunu çıkararak tatlı tatlı sırıtıyordu. Alem adamdı doğrusu. Peki yabancı lisan sorununu nasıl aşacağız orada? Noterden tasdikli tercüman bulunur mu?

–         The Lufthansa aircraft coming forom Berlin has just been landed.

–         Türk Hava Yolları İstanbul yolcuları, kapınıza gidin, son uyarı lütfen. Bonsuvar.

–         Dikkat dikkat, Paris-İstanbul seferini yapan uçağımız havalanacak. Pistte iki uçak sonra sıra bize gelecek. Cep telefonlarınızı kapatın.

Profesör kafasını karıştıracak hiçbir şey taşımazdı yanında. Özellikle de iz sürerken. Onun için rahatına diyecek yoktu, çünkü cep telefonu gibi bir yükü yoktu. Sırtını arkasına yasladı. Büyük kızı Marie’nin yeni girdiği işi, orada başarabileceği farklı işleri içinden düşünürken, uyuklamaya başlamıştı.

–         Leydiiz end centilmen, kemerlerinizi bağlayın, etenşin piliz.

Boeing büyük bir homurtuyla Paris De Gaulle havaalanından havalandı. Profesörün iki sıra önündeki yolcular Türkçe gazetelere dalmışlar, kendi dünyalarına çoktan dalmışlardı.

–         Tavuk mu, kırmızı et mi?

–         Pardon me?

–         Sir, would you like to eat meat, chicken or porgue?

-Devamı var-

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 563 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek