Rehin kalpler durağında inecek var


Portmantodan montunu aldığında heyecanı had safhadaydı. Elini dış kapının koluna uzattığında “Acaba onunla karşılaşacak mıyım?” diye düşünüyordu. Akşam eve geldiğinden beri bu anı bekliyordu. Sadece bugün de değil, neredeyse bir senedir üst kattaki komşusu Sinan ile sabahları karşılaşmak onu heyecanlandırıyordu. Aşık olmak ne güzel şeydi.

Sinem lise 2 öğrencisiydi. Üst katta oturan Sami Bey’in oğlu Sinan’a aşıktı. Sinan tıp fakültesinde öğrenciydi. Ne yazık ki Sinem’in duygularından haberdar değildi.

Ama kim bilir belki de Sinem’in dağlanırcasına yanan yüreğinden gelen aşk kokularını hissedebiliyordu. Belki de Sinan da boş değildi Sinem’e, kim bilir?

Sinem kapıdan çıktığında üst kattan gelen sesleri işitti. Ağırdan aldı Sinan kendisine yetişsin diye. Peki ya gelen Sinan değilse? Kalbi yerinden çıkarcasına atıyordu. Ya Sinan’sa?

Gelen Sinan’dı, soğuk bir günaydınla yanından geçip gitti. O kadar hızlı geçti ki gömleğinin yere düşen düğmesini bile fark edemedi. Sinem Sinan gidince düğmeyi yerden aldı. Beyaz gömleğine sildiği açık mavi düğmeyi kalbi hizasındaki gömlek cebine koydu. Sanki Sinan’dan bir parça taşırcasına göğsü aşkla doldu.

Peki Sinan Sinem’e bir şeyler hissetse biraz olsun yavaşlamaz, en azından gözünün içine bakamaz mıydı? Baksaydı görürdü Sinem’in gözlerinde aşkı, tutkuyu. Ama gitti. Hep gidiyordu. Bu sahne belki onlarca belki de yüzlerce kez tekrarlanmıştı.

Ne belli belki de utangaçtı Sinan. Seviyordu ama çekiniyordu. Belki de aşkla bakan gözlerini kaçırmak için duraksamadan geçiyordu yanından. Ne de olsa yaşça Sinem’den büyüktü. Belki de Sinem’i çocukluktan yeni çıkmış biri olarak gördüğü için aşkından utanıyordu. Hem etraf ne derdi?

Sinem kalbine söz geçiremiyordu, Sinan nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu seviyorsa? Belki de Sinem kendi kendini kandırıyor, hiç gelmeyecek gemiyi bekliyordu. Belki de Sinan Sinem’in farkında bile değildi.

Peki ne yapmalıydı? Cesaretini toplayıp Sinan’a açılmayı düşünmüştü defalarca. Peki ya boşsa Sinan’ın kalbi? İşte bu yüzden açılamıyordu, kaldıramazdı bunu.

Kaç kere Sinan’ı aklından çıkarmayı denedi Sinem. Eğer aşıksa bile kendisine bir adım bile atmayan Sinan Sinem’i hak ediyor muydu? Aşkta kaçmak var mıydı? Ama vaz geçemiyordu. Sinan kendisini sevse de, sevmese de, hatta tanımasa da Sinem’i, Sinem’in kalbi artık Sinan’a aitti.

Madem bu yolun sonu yoktu, geri almalıydı kalbini Sinan’dan.  Sinan’dan geri almazsa kalbini, ne başkasının olabilecekti ne de Sinem olarak kalabilecekti. Kararlıydı açılmalıydı. Hatta defalarca yeminler etmişti bunun için. Ama olmuyordu. Bir kızın kendisini görmeyen belki de görmezden gelen birisine açılması zor, sevilmemeyi kabullenmesi ise imkansızdı. Bu aşka nasıl kıyılacaktı?

Eski Türk filmlerini hatırlardı bunları düşününce. Aşk imkansızlığa girince kendisini diğerinden soğutmaya çalışırdı sevgililer. Rehin aldığı kalbi geri verip sevgilisi bir başkasıyla mutlu olabilsin diye. Aşığı mutlu olsun diye kendini karalamak, üstelik de başkasıyla mutlu olsun diye. Eskiden bunu saçma bulurdu ama aşık olunca kalbinin birinde rehin kalmasının ne kadar acı olduğunu anlamıştı.

Kendini aciz hissediyordu. Sinan’dan nefret edemiyordu, açılamıyordu, bırakadamıyordu. Aşık olmuştu artık, her şeye sıfırdan da başlayamıyordu.

O gün Sinem açılamadı ama başka birisi başka bir zaman Sinem’e açıldı. Sinem de ondan hoşlanmıştı. Daha başkalarından da hoşlandı Sinem hatta evlendi, çocukları da oldu.

Sinem bugün torunu Serdar’ı parka getirmişti. Çocukları görünce kendi çocukluğunu, gençliğini hatırladı. Bir zamanlar onun da dünyası kar kaplı ovalar gibi bembeyazdı, saftı duyguları. Derinlere dalınca kalbinde beliren sızıyı dindirmek için elini gömlek cebine uzattı. Buruşmuş parmaklarının arasındaki soluk renkli düğmeye bakarak:

-Yeter artık Sinan! Al düğmeni ver kalbimi!

Bu yazı 626 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. rafet demir dedi ki:

    son zamanlarda okuduğu en güzel hikayeydi

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek