Reklamlara özenen adam


Rasim bir elinde çay, öbür elinde TV kumandası aksiyon filmi izliyordu. Eşi Damla ise mutfakta bulaşık yıkamakla meşguldü.

TV izlemek Rasim’i rahatlatıyordu. Çünkü renkli camın arkasındaki hayat hem kolay hem de eğlenceliydi. Az önce seyrettiği filmde bir tornavidayla helikopter tamir etmişti baş roldeki yakışıklı. Kendisi ise tam takım alet çantası ile bisiklet bile tamir edemiyordu. Ne kolaydı şu filmlerdeki hayatlar. Tek başına çetelere meydan okuyabiliyor, sıska oğlanlar fıstık gibi kızları tavlayabiliyordu.

Rasim tam da keyiften kanepeyle bütünleşmek üzereyken mutfaktaki hanımı seslendi:

-Rasim çabuk gel lavabo yine tıkandı!

Deminki filmdeki adam hiç lavabo açmayı denemiş miydi acaba? Lavabo açmaya çalışmak Rasim’in oldukça canını sıkan bir hadiseydi. Acaba önce suyu mu dökecekti, yoksa lavabo açıyı mı? Su kaynar mı olacaktı yoksa soğuk mu? Her seferinde eşi Damla ile polemiğe girerlerdi.

Bu sefer Damla yeni bir öneri sundu:

-“Galiba önce kaynar su döküyor, ondan sonra lavabo açıcıyı döküyor bir saat sonra da yeniden soğuk su döküyorduk” dedi.

-“Ameliyat mı yapıyoruz?. Bu kadar karışık değildi.” dedi Rasim.

Sonunda ikili dört beş kombinasyonu deneyerek nihayet lavaboyu açmayı başardılar. Rasim helikopterin bir tornavidayla 15 dakikada tamir edilebilmesine rağmen lavabo açmanın neden 1 saat sürdüğünü düşünüyordu.

Her tamir, kırık dökük vakasında olduğu gibi Damla hanım klasik söylemlerine başladı:

-Taşınmalıyız bu evden. Bu evin kırık döküğüyle dada fazla uğraşamam. Yeter artık bitirdi bu ev beni. Bir gün sırf bu yüzden annemin evine gidip temelli yerleşeceğim.

-“Tabi tabi! Taşınmalıyız artık”dedi Rasim. Damla hanımla aynı fikirde olmazsa sabaha kadar dırdır çekmek zorunda kalırdı.

-Gene teletabilere bağladın sen. Dabi dabi! Eşek kadar adam çocuk programına baka baka mallaştın. Ne dersem tabi tabi deyip bildiğini okuyorsun. Ama bu sefer ciddiyim. Para yok falan dinlemem en geç haftaya yeni eve taşınıyoruz, o kadar!

Damla hanım notasını vermişti.

Rasim uzun süre beraberliğe yatıp 85. dakikada gol yiyen deplasman takımı gibi hissediyordu kendisini.  Hanımı “o kadar” deyip golü atmıştı. Şimdi Rasim düşünecekti gerisini.

Kışın ortasındaydı. Beş para da yoktu. Rasim alttan alttan sıcaklık hissetmeye başlamıştı. Stres kapıdaydı. En iyisi kumandaya sarılıp TV izleyerek rahatlamaktı.

Televizyondaki filme ara girmiş, reklamlar dönmekteydi. Ne kolaydı şu reklamlardaki hayat. Evi tavana kadar çöple dolduran pasaklı kadın bir damla deterjanla bir saniyede temizlemişti. Madem temizlik bu kadar kolaydı, evi on senedir niye temizlemiyordu ki bu pasaklı?

Ondan sonra internet reklamı başladı. Ev kiralamaya giden çift “2 sene oturmaya söz verirsek ilk 5 aylık kirayı almayın” diyordu. Kendisi de böyle bir şey yapsa ne güzel olurdu. Daha sonra “Neden olmasın?” dedi Rasim. Belki hayat sanıldığı kadar zor değildi. Bir kere denemekten ne çıkardı?

Ertesi gün işinden izin alıp emlakçıları dolaşmaya başladı. Emlakçılara “ilk 5 ayın kirasını almayacak bir ev sahibi arıyorum” diyor emlakçılar bu teklife gülerken ellerini ağzına götürme nezaketini bile göstermiyorlardı. 32 dişlerini göstererek kahkaha ile gülüyorlardı. En son gittiği emlakçı gülerken gazını bile tutamamıştı. Buna sinirlenen Rasim emlakçıya çıkıştı. Belki sert çıkarsa bir çözüm bulabilirdi. Çünkü filmlerde postayı koyan kızı ve malı götürüyordu. “Bir posta da ben koyayım” diye düşündü. Sonuçta ne kaybedecekti ki?

-Sen ne biçim emlakçısın. Akıllı olsaydın istekli bir müşteriyi kaybetmezdin. Bana ev bulana kadar buradan gitmeyeceğim!

Emlakçı Rasim’in arıza çıkaracağını anlayınca bir kurnazlık düşündü.

-Madem illaki ev istiyorsun, sana bir kolaylık yapayım. Sen ilk beş ayın kirası için senet imzala, evden çıkarken ödersin.

Sertliğin işe yaradığını gören Rasim yüz bulmuşken astarını istemeyi ihmal etmedi:

-Depozitoyu, emlakçı komisyonunu da ekle senete. Kış günü param yok sonra öderim.

Emlakçı “Tamam efendim” dedi cam gibi parlayan gözlerinde hinlikler düşünerek.

Emlakçı senetleri hazırlayıp Rasim’e imzalattı. “Yalnız bir kefil gerekiyor, eşine de imzalat gel senetleri, yarın kontrat yapalım” dedi.

Emlakçı böylelikle Rasim’i başından savmayı planlıyordu. Yarın zaten iş yerinde olmayacak, başka işlerin tapu işlemlerini halledecekti. Rasim’i başından savmak için böyle bir plan yapmıştı.

Ertesi gün Rasim eşine de imzalattığı senetlerle emlakçıya geldi. Dükkanda sadece sekreter vardı. Emlakçının gelmeyeceğini söyledi. Rasim emlakçının yan çizme ihtimalini düşündü. Senetleri dükkana bırakıp her gün emlakçıyı taciz ederse emlakçının ev vermekten vazgeçemeyeceğini, amacına ulaşabileceğini düşündü. Sekretere senetleri bırakıp gitti.

Sonraki günler sürekli emlakçıya uğrayıp “Hani bizim ev ?“diyordu.

Fakat Emlakçıda yalan ve palavra çoktu. Her seferinde başka bir bahaneyle Rasim’i başından savıyordu emlakçı. Rasim sonunda pes etmek zorunda kaldı. Zaten eşi Damla da uzun süre taşınma lafını ağzına almamıştı.

Fakat birkaç ay sonra epey şaşıracaktı. Emlakçı senetleri işleme koymuş, kapıya ihbarname gelmişti. Hemen avukata koşan Rasim işin emlakçının iyi niyetine kaldığını anlamıştı. Rahatlamak için yine televizyon karşısına geçti. Televizyonda Cüneyt abimiz bir düzine adamı eşek cennetine yolladıktan sonra elini kolunu sallayarak dolaşıyordu. Demek ki kötü adamları öldürmenin bir cezası yoktu. Hanıma seslendi:

-Televizyonda adam öldürüyorlar ceza meza yok. Ben de şu emlakçıyı gebertsem ceza yer miyim?

-Hanımı elinde oklavayla çıkageldi:

-Ben senin kafanı bir kırayım bakalım televizyondaki gibi hakikaten kafanda yıldız çıkacak mı?

Bu yazı 851 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek