Son cami: Son Eczane Son Mahalle, Nereye?


“Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu.”…

Neden geçen hafta “….Ve eşhedü enna ilalahe illallah” dedim. Hafızam iyice kayboluyor Allah’ım, diye içinden geçirerek, doğrusunu söyledi, sadece kendisinin duyabileceği  alçak sesle.

Başım dönüyordu belki de.

Dede, senin balığı çok yemen lazım.

Evladım, ben de herkes gibi yiyorum, artık nüfus cüzdanım eskidi de ondan.

Ey büyük Rabb’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim…Neydi bunun aslı? Fosfostimol kalmış mıdır eczanelerde. Rahmetli eczacı Alimoğlu bana tavsiye ederdi. Gerçi çok gençtim ama…

Esselamün aleyküm. Bakmamaya çalış, takma kafanı. Rükudan beri sarsılıyorum. Doktora görsem iyi olacak. Düşünme bunları, tövbe tövbe!..

Dizin ağrıyorsa üşenme efendi. Fizik tedaviye git. Ya da ısıt kendin. Git oradan münasebetsiz düşünce, ben şimdi…

“Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir”.

Bakkala borç birikti. Kasaba da öyle. Hele manava… Yanına uğrama!

Rıza dayı, gel bir buyur şöyle hesabı görüşelim.

(Başını öne eğerek adımlarını sıklaştırır)

Yok öyle değil, borç için değil.

Tövbe tövbe bu ikindi vakti ne demek istiyor?!

Yeni kuzu pirzola geldi. Süt kuzu. İstersen bir kilo hazırlayıp, torununla göndereyim. Hesabı seneye…İnsanlık ölmedi be dayı.

Abi bak Halil Dayı geçiyor. Onun gibi saygın bir efendi göremezsin bir daha. Bu sokaklar, bu mahalle böyle bir saygın zatı göremeyecek. Onun değeri cebinde değil, kalbinde, aklında…

Nihat’cığım biz büyüklerimize ilgi gösteriyor muyuz? Saygı gösteriyor muyuz?

Kız Nigar, gel seninle şöyle bir dolaşalım, babandan isteyeceğiz seni.

Keşanlı mısın sen? (Gülüşmeler).

(Mahallenin merdiveninde çocuklar çelik çomak oynamakla meşguldürler)

Ustaaa! Arif geldi bir bakıver be! Bir de  tavşan kanı çay çek!

Geliyom abim, tabii…hemen!

Hacı amca, çay bizde bedava, başımın üstünde yerin var.

Tövbe tövbe. Bunlar söz birliği etmiş gibiler bugün . Hangi dağda?…

Hidayet, gel oğlum amcana bir sandalye çek. Otur şöyle Rıza Dayı.

Hayrullah… Benim adım Halil mi? Hüsrev mi? Fehmi değil mi? Bana neden Haldun, dedin?! Doğru söylesen evladım (Başını sallar).

Amca, olur olur da geçer. Unut gitsin, unuttuğunu da unutacaksın değil mi emmim?

He ya.. Biri benim evimin adresimi gösterse…

Hayırdır? Hasta mısın? Bakkal, kasap işi tamam, değil mi? Ben hallederim.

Yok yok, ondan değil, galiba dönüş yolunu karıştıracağım.

Hasbinallah ve nimel vekil.

Çay içenlerin bol olsun evladım.

?!…

Ezanın sesiyle uyandı. Kalkmak hiç istemiyordu canı. Diğer caminin müezzini daha uzaktan başlayınca gözleri doldu. Benim zamanımda hepsi ahşaptı. Beton cami yoktu. Hepsi…

(Ezanların sayısı dörde çıkar. İyice duygulanır. Bu sabah ezanı olmasa hayat çekilmez, der)

Bizi dürüst olalım, diye yarattı. Kötülük nereden çıktı? Öğretmeliyiz, yeni gelenlere de…Ah araya giren kötü örnekler olmasaydı…(Elindeki ipten yapılmış fileyi sallar).

Tabut ahşaptı. Sadece dört kişi bulabildiler. Çok ağırdı. Caminin önünden geçtiler.

Eczanede müşteriler gazyağı sobasının başına üşüşmüştü. Salep ikramını bekliyorlardı.

Evladım, bak bilhassa rükuda ağrıyor, dizim. Ona göre yakıcı bir merhem vereceksen ver.

Halil Dayı, senin için en iyi merhemleri, yakıları getirtiyoruz, siz bizim velinimetimizsiniz.

Tabelaya baktı. Borç veren cılız, borç vermeyen şişman olur, diyordu. İki farklı esnaf türü.  Borç vermezsen, dizin daha çok ağrır patron. İyisi mi sen borç ver, zekat ver, dizin kurtulsun. Kal sağlıcakla.

İki buçuk lira yeter. Üstüne Mabel sakız vereyim mi?

Opon olsun oğlum.

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 445 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek