Son cami


“….eşhedü en la ilalahe illallah” diyerek diz çöktüğü yerden kalkarak doğruldu. Alzaymır’sa neden hiç değilse bu bölümünü unutmuyordu. Ah dizim, bunlar da eskidi be!

Halil! Rıza dayına bir tavşan kanı çay çek!

Geliyom abi, hemen!

Usul usul doldur. Özen ister. Hacı amcam çaya kıymet verenlerdendir. Erenlerdendir.

Olur usta. Süzgeç kullanayım mı?

Minareye çok çıkardı. Ezan vakti değildi. Cami onun çocukluğunun geçtiği bir oyun alanıydı adeta. Çok sonraları içinden ayrılmadığı Yeni Camii, Sultanahmet Camii çok daha görkemliydi. Karşılaştırılamazdı bile ama ama…Çok içten, sakin bulur, çok severdi orayı. Halılarına hayrandı. Evdeki halıları sevmez, namaz dışı vakitlerde hep köyün camisine gelir, halıların üzerinde oturur, düşünür, hayal kurardı. Çok hareketsiz duramadığından o gün mutlaka minareye de çıkarlardır birkaç akraba, komşu çocuğu.

Biraz daha mı sürsem glukozmintültattan? Gontrittinli. Nasıl böcünün kabuğu sert, benim de dizim sertleşmeli.. Yok ya, sıcak havalar başkaydı.

Torunu kilo ver, ver kurtul, demişti. Bu kadar kurnaz çocuk görmemişti hayatında. Kilo verince dizlerindeki ağrının geçeceğini de nerden çıkarmıştı.

Evladım sen önce anneni verdiği ödevleri yap bir. Öğretmenin nasıl olsa takdir eder seni.

Dede, senin ağrına dayanamıyorum. Üzme bizi. Biraz daha az ye!

Hadi hadi ben camiye. Necla, sen de marketten…market neydi. Banka mı? Parkta mıydı. Kızım sen de bir bakkala uğrayıver artık.

Ne lazım baba?

Kızım ne alırsan al ama ama uğra, bakkal gelenektir, yaşat, esnaf müessesesini çökerttiğimi hissediyorum.

İki damla gözyaşı süzülür. Eski mendilini çıkarır.

Babacığım yine ağlıyorsun.

Kızım parktaki kasaba git, ondan da domates, pirinç al. Akşama şöyle bol salçalı, maydanozlu pirinç çorbası çekti canım.

Dede, dede! Salçası bol, sıcak olsun!

Mehmet’e telefon ederim, işten dönerken getirir. Ben Halime’yle mevlide gideceğim.

Klima yakışmamış, çok soğuk, ama çaresizlikten bu bana iyi geliyor. Ne yapayım son yazlar çok sıcak geçiyor. Acaba uygun değil mi, çocukluğumdaki gibi namaz dışı zamanlarda da camide vakit geçirmek.

Neden biri çıkmaz, şu şehirli çocuklara da camiyi sevdirecek.

Güneş caminin bahçesini bir güzel ısıtıyor. Demek ilkbahar bu sene böyle gelecek Dursun. Tabi tabii.. her şey yoluna girecek Kadir’ciğim. Her şey. Bu sene de iyi mahsul alacağız. Ama şu çocuk haylaz olmasaydı derslerini hiç sevmiyor.

Sanat okuluna vermeyi bir denesen, der imam.

Kaça bu tespih evladım?

Hacı amca senin nur yüzünün hatırına hediyemiz olsun. Merak etme siftahı da yaptık.

Oğul, hiç değilse 50 kuruş verelim.

Simit kaça?

Amca bunlar bayat, sen en iyisi öğleden sonrakileri bekle. Tamam oğlum, sen bana ikindi namazına iki tane getir. Gazete kağıdına sarmayı unutma. Biri torunumun. Bayram namazına geldi onun hediyesi olacak bu cami önü simidi.

Hüsam, sabahı şeriflerin hayırlı olsun.

O Hidayet Emmi, hoşgelmiş, safalar getirmişsin.

Hüsam, Osmanlı dönemiyle Cumhuriyetin başlangıç döneminde her esnafı sabahları ziyarete ederek selamlayan cüce Müslümanın adı neydi ya?

Emmim unuttum. Bilmiyorum. Biliyorum desem yalan olur.

Peki peki.. bu hafıza kaybı bir bende değil galiba ha?

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 376 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri