Şükürsüz Şükrü’nün şakırdayan dişleri


Çayı ne zamandır karıştırdığının farkında değildi. Çay bardağında minik bir girdap oluştuğunu görünce karıştırmayı bıraktı. 70 yaşına merdiven dayamış olan Şükrü bugün yine emekliliğin olmayan tadını çıkarmak için kuşluk vaktinde mahalle kahvehanesinin yolunu tutmuştu. Köşede her zaman oturduğu masaya usulca oturduktan sonra kahvehane sakinlerini seyretmeye başladı. Görünüşe göre ne kendisinin ne de diğerlerinin pek de mutlu bir hayatı yoktu. Ama diğerleri kafasını kuma gömmeyi başarıyordu.

Örneğin şu iskambil kağıdını masaya hırsla vuran kişi eşiyle ayrılmak üzereydi. Ama şu anda oyunu kazanmaktan başka bir şeyi düşünmüyordu. Hele okey taşlarını dans ettirircesine kombinasyon yapan Ekrem’e ne demeli? Bu kişi onca yaşadıklarına rağmen oynadığı oyundan nasıl keyif alabiliyordu ki?

Ekrem inşaatlarda çalışırdı. Anlatışına göre kalıp ustasıydı. Yılın çoğu günü işsizdi. Kredi kartlarına olan borçları birikmişti. Üstelik çocuklarından biri böbrek hastasıydı. Buna rağmen bu adam okey çekmenin tarif edilmez hazzını yaşayabiliyordu.

Şükrü bugüne kadar hep daha iyisini, daha fazlasını hedeflemişti. İnsanın kendini geliştirmesi için hep daha fazlasını araması gerekirdi. Elindekilerle yetinmeyen Şükrü’ye arkadaşları Şükürsüz Şükrü derlerdi. Ömrünün son demlerini geçirdiğini idrak eden Şükrü hala yaşadığı hayatta mutluluğu bulamamıştı.Mutlu olmak için emekli olmayı hedeflemişti yıllardır. Ama emeklilik kahvehane köşelerinde pineklemekten başka bir şey değildi.

Acaba mutlu olmak için kafasını kuma gören arkadaşları mı, yoksa mutluluğu elindekinden daha fazlasında arayan kendisi mi haklıydı?

Cebinden bir avuç yer fıstığı çıkararak artık ılımaya başlayan çayın eşliğinde teker teker ağzına atmaya başladı. Fıstık yemeği severdi Şükrü. Fıstığı ağır ağır ağzında gezdirip tadını iyice alarak yemeye çalıştı. Bakalım o da arkadaşları gibi küçük şeylerle mutlu olabilecek miydi?

Birkaç fıstık yedikten sonra fıstık parçaları ağzındaki dişiliğin altında birikmeye başladı. Ağzını her oynatışta dişlikleri şakırdıyordu. Şükrü’nün sesli  geviş getirmesi etrafındakilerin dikkatini çekmişti. Şükrü de rahatsız oluyordu bundan ama yapacak başka bir şey yoktu. Dişliği ağzından çıkarsa bu sefer de fıstıklar damağına batacaktı. Bu dişlik dişçiye yaptırdığı üçüncü dişlikti. Her seferinde eskisinden daha iyi olmasına rağmen hala ağzına tam oturmuyordu.

Son seferinde dişçi “elimden bu kadar geliyor. Fıstık yersen bütün dişliklerin altına artıkları kaçar. İmplant bile yapsak asla kendi dişin gibi olmaz “ demişti.  O zaman kendi dişlerinden bile memnun olmadığı aklına geldi Şükrü’nün. Çarpık olduğu için kendi dişlerini sevmezdi. Şimdi ise arıyordu.

Peki şimdi ne yapmalıydı. Şakırdıyor diye fıstık zevkinden vaz mı geçmeliydi? Yoksa el alemin garip bakışlarına aldırmadan fıstık yemeğe devam mı etmeliydi? Dişliği ağzından çıkarma fikri ise en kötüsüydü. O an Şükrü ağzındaki dişliği yaşadığı hayata benzetti. Asla “ideal yaşam” diye bir şey yoktu. Yaşam kendisine her sunduğu nimette bir şeyi eksik bırakarak daha fazlasını talep etmesini istemişti Şükrü’den.  Ama bu paranın ucuna ip bağlayıp başkasını işletmek gibiydi. Asla ipin ucundaki paraya ulaşılamıyor ama kovalamaktan vazgeçmek de mümkün olmuyordu.

Peki ne yapmak gerekirdi? Şükrü cevabı kendisi verdi:

-Şakırdayan dişliğe ritim tutmaktır hayat !

Bu yazı 807 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek