Taşı toprağı altın !


Amele kahvehanesi sakinleri umutlarını yitirmeye başlamıştı. Her sabah buraya ekmek parası için gelen vasıfsız işçiler birilerinin kendilerini işe çağırmalarını beklerlerdi. En çok sabah saatlerinde iş olurdu. Saat 10:00 kadar bir işe gidemeyen amele büyük ölçüde umutlarını tüketirdi. Saat 10:00 a yaklaşınca hayıflanmaya başladılar.

“Hani taşı toprağı altındı İstanbul’un ? Altın istemiyorum akşama kadar eşek kadar çalışıp evime ekmek götürmek istiyorum. Ama o bile yok !” dedi birisi.

“Bugün paraya çok ihtiyacım vardı.” Dedi öbürü.

Bir başkası küfürler savurdu. Kahvehaneci umut pompaladı:

“İster misiniz, birisi şu kapıdan girsin, sizi işe götürsün ?” dedi.

“Masal çağını geçtik be abi!” dedi uzun boylu olan.

O sırada içeriye top sakallı, fötr şapkalı birisi girdi. Amelelerin gözleri ışıldadı. Umutla alınan nefesler göğüsleri şişirdi, gayri ihtiyari olarak gövde öne kaydı.

“Var mı para kazanmak isteyen ? Ama soru sormayacak, sıkı çalışacak!” dedi yabancı.

Hep birlikte atıldılar:

-Olmaz mı hepimiz varız.

-Gelin peşime o zaman!

Önde fötr şapkalı kısa şapkalı adam arkada kırk kadar amele koyun sürüsü gibi kahvehaneden çıktı. Bu işe en çok üzülen müşterilerinin boşalttığı kahvehanede yapa yalnız kalan kahvehaneci oldu.

Fötr şapkalı adam hırdavatçıdan elli santime elli santim ebatlarında kutu kartonu aldı. Yeşillik bir alana geldiler. Amelelere:

-Haydi şunları kutuya çevirelim. Size İstanbul’un taşının toprağının altın olduğunu göstereceğim bugün.

Ameleler hırsla kutuları bitirdiler. Yaklaşık üçyüz kadar kutu vardı. Yabancı elinde bir torba taşıyordu. Torbadan bir sürü kağıt ve yapıştırıcı çıkardı.

-Şimdi geldi, kutuları süslemeye. Bu kağıtları bilgisayarda hazırladım. Güzelce kutuların dört bir yanına düzgün bir şekilde yapıştırıyoruz.

Kağıtlarda seramik testi ve çanak resimleri vardı. İşçiler kısa sürede bu işi bitirdiler.

-Bu iş de bittiğine göre şuralardan kum, toprak, çakıl dolduralım kutulara.

– Şaka mı bu?

-Soru yok. Bir daha soru soranı geri gönderirim.

Ameleler kutuları kum ve toprakla doldurdular. Adam bu sefer amelelere şeffaf koli bandı verdi.

-Hadi ağzını kapatalım bakalım kutuları. Bunları satacağız.

Birisi “satmak mı?” diyecek oldu öbürü “sus” diyerek ağzını kapattı. “Konuşma ekmeğinden olacaksın!”

Kutular kapatılınca adam yine talimat verdi.

-Herkes eline iki kutu alsın beni takip etsin. Bu kutuları az ilerideki işlek caddeye götüreceğiz.

Ameleler denileni yaptılar. Adam cebinden oyuncak para çıkarıp adamlara dağıttı.

-Şimdi siz kuyruğa gireceksiniz ben de size bu kutuları satacağım. Tanesi 20 TL. Parayı verip kutuyu alan az ilerideki akasya ağacının oraya götürecek. Buradaki kutular bitince orada satmaya başlayacağım kutuları, siz yine sıraya gireceksiniz 20 TL vereceksiniz satın alacaksınız. Kutuyu alan onu buraya getirecek. Anlaşıldı mı?

Birisi sormadan edemedi:

-Bizim bundan kazancımız ne olacak? Veya sen ne kazanacaksın ?

-Akşam görürsün ne kazanacağını ?

Ameleler itiraz etmeden adamın dediğini yaptılar. Adam yaya ve taşıt trafiğinin yoğun olduğu bir yerde içi toprak dolu kutuları “Evinizde toprak kaplar yapın, sürahi yapın, kasen yapın” diyerek satmaya başladı. Ameleler de onun müşterileriydi.

Yoldan geçenlerden birisi sordu:

-Abi ne var kutuların içinde ?

-Seramik toprağı var, evde kase yapabilirsiniz ?

-Niye yapalım ki bunu?

-Yarın anneler günü değil mi?

-Çocuğuna ver toprağı oynasın. İlla ki tabak çanak olmasına gerek yok, değişik şekiller de yapabilir. Sonra ver fırına olsun anneler günü hediyesi! Bir mutfak robotu alsan en az 300 kağıt. Halbuki bu 20 TL. AVM’lerde 400’e satıyorlar bunları. Ben direk ithalatçısından aldım. Bana maliyeti 18 TL. 20 TL’ye sayıyoruz.

-Nerenin toprağı bu?

-Çin toprağı. Meşhur Çin vazolarını bilirsin, paha biçilmez hani. İşte oranın toprağından. Onun için AVM’lerde 400 TL’ye satıyorlar. Ben insanımıza hizmet olsun diye kaynağından getirttim 20 TL.

-Ya kırılırsa ? İstediğimiz gibi olmazsa ?

-Anneler günü hediyesi yapacaksın bunu. Çocuğun minik elleriyle yapıp annesine verecek. Profesyonel birisi yapsa kırılmaz, uzun süre dayanır.

-Evdeki fırınla olur mu bu iş? Hiç denediniz mi?

-Toprağın özelliği bu. Yoksa gider Kütahya’dan bedava getirirdim.

-Ben bir düşünsem mi acaba ?

-Düşün ama acele et kuyruk uzun görüyorsun.

Adamın etrafında kalabalık birikmişti. Kuyruk herkesin dikkatini çekiyordu. Adam her seferinde benzer şeyleri anlatıyordu. Kısa sürede insanlar kuyruğa girmeye başladılar.

İnsanların bazıları şüpheyle yaklaşıyorlardı. Onları kuyruktaki ameleler teşvik ediyordu:

-Al bacım ben de alacam, tükenmeden.

-Bu kadar ucuza bulamazsın. Bir dükkana sordum 300 TL dediler.

Kuyruktaki ameleler satışlar artsın diye doğaçlama yalanlar söylüyordu. Hal böyle olunca kutular peynir ekmek gibi kapış kapış gidiyordu.

Birkaç yerde daha aynı numarayı denediler. Bir iki saatte 300 kutu satılmıştı. Ameleler kafalarından hesap yapmaya başladılar.

“300 kutu tanesi 20 liradan 6000 TL eder. En kötü ihtimal 4000’i bize dağıtırsa. Kişi başı 100 TL düşer.

Satış bitince yüzlerde gülümsemeler belirdi. Adam:

-Kalabalığın arasında para paylaşımı yapmayalım. Siz akasyanın oraya toplanın ben kırtasiyeden zarf alacağım.

Ameleler söylenen yere gitti. İnsanların ne kadar aptal olduğunu konuşuyorlardı:

-Hakikaten İstanbul’un taşı toprağı altınmış. Kafayı çalıştırınca toprak bile satılabiliyor.

-İnsanlar bu kadar aptal olunca, her satılır bunlara!

-Hakikaten yahu ne kadar kolaymış, insanları kandırmak!

-Aptal bunlar, kaç senedir İstanbul’da yaşıyorlar, hala akıllanmamışlar.

Birisi sağa sola bakındı:

-Niye gelmedi bu adam?

-Paraları zarflara koyuyordur.

-Bu kadar sürer mi ? Adamın ismini bile bilmiyoruz, şeytana uyup basıp gitmiş olmasın!

-Olur mu öyle şey biz ona tonla para kazandırdık.

-Sanki kahvehanede olsan para kazanacaktın. O adam olmasaydı eve eli boş dönerdik.

Bir süre aha beklediler. Ama adam gelmedi. Etrafı dolaştılar. Adam ortalıklarda yoktu. Ameleler bir hayal tüccarı tarafından dolandırılmıştı.

Birisi hiddetle:

-Yarın yine gelecek nasıl olsa, hadi gelin milleti dolandıralım diyecek. O zaman gösteririm ben ona.

-Bir daha niye gelsin ki. Her seferinde başka yerlerde başka numaralar çeviriyorduk.

-Tüh be halbuki güvenmiştim ona.

-Biz bu adama niye güvendik ki zaten ?

-Başka çaremiz mi vardı?

-Ya boş verin onu da nasıl kandırdık milleti? Kuyruğu gören sıraya giriyordu. Sürü bunlar sürü!

-Aynı bizim gibi. Aptal bir sürü….

Hikayeden çıkarılacak dersler:

-Umudunuzu yitirdiyseniz, çok kolay kandırılırsınız.

-Başkalarını kandıranlar zamanı gelince sizi de kandıracaktır.

– Sürü psikolojisine girmiş onlarca insanı kandırmak, tek bir insanı kandırmaktan kolaydır.

-İnsanlardan bir adım öndeyseniz onları kolayca yönlendirebilirsiniz.

-Sizin soru sormamanızı isteyen birisi sizi er geç kandıracaktır.

Bu yazı 873 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat Simyacı özet kısa ve öz Hikaye haritası ne demek