Timsah gözyaşları


Timsah Jimmy’nin o gün keyfi yerindeydi. Meğerse büyüyünce tüm problemler çözülüyormuş diye düşündü.  Kafasını sudan çıkarmaya korktuğu günleri hatırladı. Küçücüktü o zamanlar, neredeyse karşılaştığı tüm canlılar Jimmy’i yemeye çalışırdı eskiden, hatta balıklar bile.

Jimmy ise sadece kurbağa larvaları veya küçük sinekleri yiyebiliyordu küçükken. Şimdi ise eskiden onu avlayamaya çalışanlar Jimmy’nin menülerini süslüyordu. Demin yolunu şaşıran bir balık Jimmy’ye adeta beni ye demişti. Oldukça dalgındı balık, Jimmy’i farketmemiş önüne gelivermişti. Şimdilerde Jimmy için beslenmek ne kadar da kolaydı. Eskiden o büyüklükteki balıklardan ürkerdi.

Acaba balık neden dalgındı? Jimmy canlıların neden av olduklarını merak etti. Halbuki kendisi dikkatli davranmış bugüne kadar kimseye av olmamıştı. Onlar da dikkat etselerdi ya! Kuşlar, sinekler, balıklar hatta timsahlar hiç de dikkatli değillerdi.

Eski arkadaşı Tom aklına gelince hüzünlendi. Tom ile aynı zamanda dünyaya gelmiş, hayata ilk adımlarını birlikte atmışlardı. İlk kankasıydı Tom, birlikte gezerlerdi. Bir gün karşılarına kaplumbağa çıkınca ne de ürkmüşlerdi! Çünkü o zamanlar daha 4 günlüktüler. Kaplumbağadan korkan Tom can havliyle büyük bir timsaha yaklaşmıştı. Onu kaplumbağadan korusun diye. Büyük timsahın hemcinslerini koruyacağını zannediyordu. Hem de akraba hatta babası bile olabilirdi Tom’un. Jimmy ise korkusundan başını suya daldırmıştı. Korkunca hep suya dalardı.

Derken ani bir hareketle büyük timsah Tom’u öğle yemeği niyetine mideye indirmişti. Jimmy’nin gördüğü manzara korkunçtu. Büyük timsah Tom’u gayet soğukkanlılıkla yutmuştu. Demek ki kimseye güvenilemezdi özellikle de timsahlara.

O zaman annesinin yaptığı neydi? Dünyaya gelen yavrularını başkalarına yem etmemek için kuytu köşelere taşımıştı annesi. Şimdilerde annesini tanıyamıyordu, çünkü aradan bir seneden fazla geçmişti. Şimdilerde Jimmy başkalarından korkmayacak, gelişigüzel yem olmayacak kadar büyümüştü. Bir sene daha geçse tamamıyla “dokunulmaz” olacaktı. Şimdi bile korkusuzca dolaşırdı Avustralya’nın nehirlerinde, okyanus ağızlarında.

Tuzlu su timsahıydı Jimmy tam boya erişince dev gibi bir şey olacaktı. Hem tatlı suda hem de okyanusta avlanan türden. Hele bir sene geçsin “prediatör” diyeceklerdi ona. Jimmy’nin annesinin korumasına ihtiyacı yoktu ama onu özlüyordu. Çünkü annesi bu dünyada merhametli davranan tek canlıydı. Gerçi şimdilerde karşılaşsalar birbirlerini tanımazlardı ya! Annesini çok özlemişti Jimmy, keşke ne kadar büyüdüğünü, hangi hayvanları avladığını gösterebilseydi annesine. Geçen neredeyse 20 santim uzunluğunda bir timsahı avlamıştı.

Hemcinslerini avlamanın etik dışı bir yanı yoktu timsahlar arasında hatta yaşıtlarına meydan okumak çok zevkli oluyordu. Gülümsedi Jimmy bir metreye varan boyuyla kendiyle gurur duydu. O sırada Kaptan Piton’u gördü. İrkildi. Ne zaman görse ürperirdi. Kaptan Piton’un özel bir ismi yoktu. Yıllardır bölgede terör estirirdi. Ona Kaptan Piton derlerdi. Çünkü diğer pitonlar da ona saygı gösterirdi. Neredeyse 3 metre vardı. Yani Jimmy’nin üç katı. Fakat Jimmy ondan eskisi kadar korkmuyordu. Kaptan Piton’u avlayacak gücü yoktu ama av olamayacak kadar büyüktü. Gerçi Kaptan Piton’un yarım metrelik timsahları kolaylıkla avladığı görülmüştü ama Jimmy onun için bile büyük bir avdı.

Kaptan Piton öğle saatinin sıcağında güneşleniyordu. Hareketsizce kıyıya yakın otların arasında uzanıyordu.

-Güneş keyfi yapıyor şerefsiz, dedi Jimmy.

Yanından geçerken ona gıcıklık yapmayı tasarladı. Genç Jimmy nehirde amaçsızca yukarı aşağı yüzüyordu. Pitonun yanından geçerken kuyruğunu çırptı. Güneş keyfi yapan Kaptan Piton’un üzerine su sıçratarak tadını kaçırmak istemişti. Çalıların arasından genç bir balıkçıl havalandı. Demek ki Kaptan Piton sadece güneşlenmiyordu. Hareketsizce uzanıp avının yaklaşmasını bekliyordu.

Jimmy yaptığı hareketle Kaptan Piton’un güneşlenme keyfine limon sıkarken hem de avlanmasına engel olmuştu.  Bir taşla iki kuş vurduğu için neşelendi. Artık herkes haddini bilecekti. “Yok öyle kaptanlık, buranın kaptanı ben olacağım” diye söylendi Jimmy. Kaptan Piton şimdilerde erişkin ve dehşetli bir hayvandı ama iki yıla kalmaz, ona “ihtiyar” diye sesleneceklerdi. Bunun tersine Jimmy iki yıl sonra iki metreye ulaşabilir Kaptan Piton’a rahatça meydan okuyabilirdi. Ama şimdilik kabadayılık yapmaması gerekirdi. Çünkü pitonlar kinci yaratıklardı. Ama Kaptan Piton’a su sıçratmak Jimmy için güzel bir deneyimdi.

Kaptan Piton’dan uzaklaşan Jimmy av avcı dengesini düşündü. Herkes birilerini avlıyor ama denge bozulmuyordu. Aslında en güçlü hayvan diğerlerinin soyunu tüketmesi gerekirdi. Çünkü her zaman güçlü güçsüzü yerdi. Ama öyle olmuyordu. Doğada muazzam bir denge vardı. Anne timsahların yavrularına ilk gün gösterdiği merhameti ve birkaç gün sonra kendi yavrusunu bile yiyebilecek kadar yamyam olabilmesini düşündü.

Gözü yeni açılmış yavruların bir şansı olmasını sağlıyordu anne timsah, birkaç gün sonra şapşalları, hasta ve gelişmemişleri yiyordu. Sadece en güçlüleri ayakta kalması gerekirdi. Yavruların hepsi yaşasa birkaç ay sonra her yer yırtıcı katil timsahlarla dolardı. Demek ki anne timsah doğanın dengesini sağlamak için kendi yavrusunu yiyordu.

“Muazzam bir denge” dedi.

O sırada sineğin biri burnunun civarında dolaşıyordu.” Şu sinek nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu tahmin bile edemez” diye düşündü. Hakikaten de sinek ısrarlı bir şekilde Jimmy’nin ağzına girmeye çalışıyordu. Sineklerin yedikleri şeyleri düşündü. Belki onlar da sinekleri tam olarak tasavvur edemiyorlardı. Tıpkı kendisinin insanoğlunun ne gibi becerileri olabileceğini hayal edememesi gibi. Buna göre insanoğlunun hayal bile edemeyeceği güçler olması normaldi.

Bu düşünceler bir timsaha fazla gelmişti. O kendi hayatına döndü. Magie’yi düşünmeye başladı. Şu tatlı timsahı. Magie’yi yalnızca birkaç kez görmüştü ama onda Jimmy’yi çeken bir şeyler vardı. Genellikle Magie’yi düşünmemeye çalışırdı Jimmy çünkü Magie başka birini tercih ederse kalbi kırılacaktı. Yine de Magie’nin güzel hayalini içinden atamıyordu. Belki de bir gün gelecek Magie ile çiftleşeceklerdi. Bu hayallere sığmayacak kadar güzeldi. İşte o zaman kendini tam bir yetişkin hissedecekti.

Magie’yi elde etmek için cüsseli olmalıydı. Gerekirse canı pahasına başka timsahlarla düelloya tutuşabilirdi Magie için. Bir an Magie ile çift olduğunu, daha sonra çocukları olduğunu düşündü.  Kendi çocuklarını asla yemeyeceklerdi. Nehrin ortasından gidip bir aşağı bir yukarı yüzeceklerdi çift olarak. Düşman çatlatmak bu olsa gerekti. Jimmy bunları düşünürken yönsüzce, bilinçsizce yüzmeye başlamıştı. Bazen kendini akıntıya bırakıveriyordu. Hiçbir şeyden korkusu yoktu. Ne de olsa hayallerinde ergindi hem de yanında sevdiğiyle. Jimmy ilk defa o kadar korkusuzdu o gün. Çevresindeki hiçbir şeyi umursamıyordu. O neredeyse erişkin bir timsahtı. Kim ona dokunabilirdi?

Magie’nin kendine evet deyişini hayal ederken bir şapırtı oldu. Jimmy ağzını açamıyordu. Şaşırmıştı. Güçlü çenesini olanca kuvvetiyle açmaya çalışmasına rağmen kımıldatamıyordu. Birden savruldu sonra dönmeye çalıştı. Neyle karşı karşıya kaldığından emin değildi. Saldırıya uğramıştı.

Çırpınmaları fayda vermiyordu. Kendisine bunu yapanın kim olduğunu anlamaya çalıştı. Bir yandan da manevralara karşı koyuyordu. Bir şey onu çepe çevre sarmaya çalışıyordu. Üstelik ağzı bir yere sıkışmıştı. Kısa süre sonra bunun bir yılan olduğunu anladı. Kaptan Piton intikam alıyordu.

Jimmy direnmeye çalışsa da Kaptan Piton sabırlıydı. Hem de kuvvetliydi. Jimmy yavaş yavaş ümidini tüketiyordu. Gençliğin verdiği sabırsızlıkla bir an önce can vermek istedi. Çünkü Kaptan Piton’un daha önce avını bıraktığı veya şakalaştığı görülmemişti. Boğuşmaları uzun sürmüştü. Sonunda Jimmy kendini bıraktı. Artık ne olacaksa olsundu. Kaptan Piton mücadelenin bittiğini anlamıştı. Çene kemiklerini yerinden çıkararak Jimmy’nin önce ağzını sonra kafasını yuttu. Hiç acele etmeden Jimmy’yi canlı canlı yuttu. Jimmy’nin tamamen yutulması 15 dakika sürmüştü. Jimmy’nin neredeyse tüm kemikleri Kaptan Piton’un baskıları sonucu kırılmıştı. Fakat Jimmy hala ölmemişti. Soluk alamıyordu ama hala bilinci yerindeydi. Bir yılan tarafından yenmenin oldukça can sıkıcı ve sevimsiz olduğunu anladı. Bu onun hayattaki son deneyimi olacaktı.

Birkaç dakika sonra Jimmy’nin gözünden iki damla yaş aktı. Akan yaşlar kimse tarafından görülmemesi Jimmy için züğürt tesellisi oldu. Çünkü Jimmy’ninki ne korkaklık ağlaması neden mağlubiyet mahcubiyeti idi, o kendine merhamet eden tek canlı olan annesini son bir defa daha göremediği için ağlıyordu.

Bu yazı 701 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri evden eve nakliyat