Tuz Döktüm Tilki Sabri’nin Yollarına


Salih ve Mehmet işe gelir gelmez başladıkları kahvaltıyı saatlerin neredeyse 10’u göstermesine aldırış etmeden sürdürüyorlardı. İki kafadar kah ülke sorunları, kah şirketin sırtına yük olan asalakları, kah gülü, kah bülbülü, kah nankör kulları, derken kahvaltıyı kebap sofrasına, oradan da alıp ikindi kahvesine dönüştürdüler. Medeni dönüşüm projesiydi bu onların. Başka yerde varolamıyorlardı. Ya sofrada, ya dedikoduda vardılar.  brança dönüştürmeyi başarmışlardı.

 Asalak deyince ilk akla gelen Sünger Sabri’yse, ikincisi Tilki Sabri’ydi. Rivayete göre patronun uzaktan akrabası olan bu herifin şirketteki işinin ne olduğunu herkes çok iyi biliyordu ama ses edemiyordu. Adam işten anlayan kişilerin önüne geçiyor, sıkı bir pres yapıyor, ehil ve uzman kişilerin merkezi sinir sistemine blokaj koyarak felce uğratıyordu. Deneyimli ve iyi okullardan mezun teknik uzmanların önüne son anda giderayak kaptığı mevki makamla geçmiş, kaprisleriyle ortalığı kasıp kavuruyordu. Ocak ve mutfak masrafından kurtulmak isteyen emekçiler, memurlar pişmemiş et, balık ve tavukları onun odasında kavuruyorlardı. Artık gelenek halini almıştı her Perşembe onun odasında kavurma yemek, kalanını sarıp, eve, ailelere götürmek.

Hertürlü numarası olan cin ve kindar ve alıngan Tilki her gün odaları gezer, buruşuk kağıtlar ve çöp arar, neden bunu çöpe atmadın, senin bir çöp planın, stratejin yok mu, diye azarlardı. Kendi mesleğinden de anlamaz, üfürürdü. Sırf poz ve havaydı. İlla ki şık giyinecek, kibirli bakacak, surat asık kalp soğuk, suçlayıcı delen bakışlar ve mağrur edayla yürüyüş. Onu gören odasından çıkmazdı. Koridoru adeta işgal eder, gözlüklerinin üzerinden süzerdi insanı. İşe yeni gelenler özellikle onu sevmezlerdi. Gençler onu seyahatteyken bile görse yollarını değiştirirlerdi.

O da Sünger gibi kırık dökük bir şeyler arar tamir etmeye çalışır, ama kırık kalpleri bir türlü tamir edemezdi. Gel zaman git zaman Tilki Sabri erozyona uğradı, yalnız kaldı, öğlen tek bir kişi yemekte yanına gelmezdi. O da dere tepe düz gitti, çareyi odasına kapanıp iki tek atar yanında hamsi yerdi. Odası Karadeniz’e dönmüş, balık kokuyordu.

Holdingin genel müdürü bir gün onu makamına çağırdı.

–       Oğlum sen kemale erdin bu işe yeni giren gençlerle uğraşma. Daha fazla günaha girmeden bas git, kendi işine, kendi alanına.

–       Hık mık.

–       Oğlum sen terör estiriyorsun, farkında değilsin, önceki yönetim seni ilgisiz bir birime getirmiş, bu sende bağımlılık yaratmış. İşe yeni giren delikanlıları ve tecrübeli ama makamsız arkadaşlarını tırstırıyorsun işten.

–       Saba makamı mı, Kürdil-i Hicazkar mı genel müdürüm?

–       Dur! Nihavent faslı olacaktı rahmetli dedem de severdi hacım.. Sen sus! Karıştırma! Gençleri işten soğutuyorsun, meslektaşın eski yöneticiler seni bu yabancı alana sokmuş. Senin de beynini yıkamışlar. Bu ortamın organik bir elemanı değilsin.

–       Sayın amirim organik tarım ürünlerini ben hep yerim ama!

–       Sus, aptal! Konuşma! Senden verim alıyoruz ama senin yüzünden 10 kişiden verim alamıyorum. Kendine başka bir habitat seç haritadan evladım.

–       İşten atıldım mı?

–       “Madem işe yaramıyorsun otur odanda, ya da işe hiç gelme! Daha faydalı olursun. Holdingin sahipleri senin hakkında karar verecek.

Tilki  Sabri mosmor oldu, gözyaşı gözlük camlarını buğulandırdı. Geğirdi. Çaresiz kaldığı zamanlarda bunu sık sık yapardı. Karşı koridordan en sevmediği ve kendisinden tırsan uzun boylu bilge düşünür genç Turan’ı gördü. Demek Turan kadar yerim yok şu fabrikada, diye hayıflandı.

–       Oğlum kendine gel, odana git. Seni oriyentasyon eğitimine alacağız. İlk ay surat asmamayı ve başkasının işine burnunu sokmamayı öğretecekler sana.

–       Ama efendim ben Tilki lakaplıyım, nasıl eğitileceğim ki, ben tecrübeliyim üstelik, kişiliğim kemikleşmiş artık.

–       Kötülük yapmada, iş arkadaşlarını işten, işyerinden soğutmakta tecrübelisin ama, artık Persona non grata’sın burada.

–       Desenize artık bir dış ülkedeyim ben, kırk yıl ölsem gam yemem artık, en yurt dışına gitmek, sigarayı onlar gibi içmek, onlar gibi okey demek isterdim, nihayet emelime ulaştım. Mesai arkadaşlarımı, astlarımı affettim gitti!…

– devam edecek-

Eyüp YÜKSEL

Bu yazı 567 kere okundu.
Etiketler:
absürt hikaye hikayeler
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

ibrahim saraçoğlu kürleri